24 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İKİNDİ'YE
KALAN SÜRE 1 SAAT 18 DAKİKA
İbrahim Karagül

İbrahim Karagül

‘Türkiye Cephesi’ Suriye’den Akdeniz’e uzandı

Afganistan ve Irak işgallerinden (2001-2003) hemen sonra Doğu Asya’nın Pasifik açıklarında, Endonezya ile Filipinler arasında kargo gemilerini hedef alan korsan saldırıları başlamıştı. Dünya, 21. yüzyılda “deniz korsanlığı” ile yeniden tanışıyordu. Yük gemilerine el konuluyor ve o gemiler bir daha bulunamıyordu.

Oysa ortada korsanlık yoktu. Müslüman dünyaya karşı savaşı küre ölçeğine yayan ABD-İsrail cephesi, gemileri bizzat kendileri kaçırıyordu. Neden mi? İşgal ettikleri bölgelerden kaçırdıkları Müslümanları bu gemilere dolduruyor, gemiler uluslararası sularda işkence ve hapishane olarak kullanılıyordu.

CIA İŞKENCE GEMİLERİ VE SOMALİ KORSANLARI DÜNYA BÖYLE KANDIRILDI!

Terörle mücadele” adı altında korkunç cinayetler bu gemilerde işleniyor, giden bir daha gelmiyor, gemiler hiçbir şekilde bir ülkenin karasularına girmiyor, uluslararası denizlerde seyir halinde tutuluyordu. O zamanlar bunları yazdığımızda kimse inanmamıştı. O yazılardan iki yıl sonra işkence gemileri ve CIA’nın işkence uçakları trafiği patladı.

Daha sonra benzer bir korsanlık Kızıldeniz, Somali kıyılarında başladı. Dünyanın en yoğun deniz trafiğinin olduğu, Babu’l-Mendeb boğazı ile Süveyş kanalı arasındaki petrol koridorunu tehdit edecek şekilde bir “Somali korsanları” furyası başladı. Dünya yine şaşkındı. Filmler yapılıyor, uluslararası medyada büyük bir fırtına esiyordu.

LONDRA’DAN YÖNETİLEN BU KORSANLAR NEREYE GİTTİ?

Çok geçmedi, bu korsanların Londra’da bir ofisten yönetildiğiortaya çıktı. Hemen sonrasında bütün Batılı donanmalar Cibuti’ye demirledi. Kızıldeniz onların kontrolü altına girmişti. Amaç hâsıl olmuş, ABD ve İsrail öncülüğündeki plan gerçekleşmişti. “Somali korsanları” birden ortadan kayboldu.Kimse de “Yahu nereye gitti bu korsanlar” diye sorma gereği duymadı. Doğu Asya açıklarındaki korsanlık da aynı şekilde bıçak gibi kesilmişti. Onu da soran bir daha çıkmadı.

AYNI KORSANLIK BASRA KÖRFEZİ’NDE. NEDEN? İŞTE BU İŞGAL PLANI İÇİN.

Geçtiğimiz haftalarda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) limandan hareket eden petrol tankerleri saldırıya uğradı. Hem de iki kez, birden fazla petrol tankerine açık saldırı yapılıyordu. Korsanlık bu sefer Basra Körfezi kıyılarında görülüyordu!

ABD-İsrail’in İran ile husumeti gelişiyor, S. Arabistan ve BAEde bunlarla birlikte İran’a saldırı için hazırlık yapıyor, bölgede tansiyon yükseliyordu. Olağan şüpheli İran’dı. Öyle de oldu, tankerlere yönelik saldırıdan İran sorumlu tutuldu.

Saldırılardan sadece birkaç hafta sonra, ABD ve İsrail, yine S. Arabistan ve BAE ile birlikte “Özgür Seyir Hakkı” diye bir askeri denetim mekanizması oluşturma kararı aldı. Buna göre ABD ve müttefikleri, Kızıldeniz’in Hint Okyanusuna açıldığı bölgeden Hürmüz Boğazı’na kadar tam bir askeri denetim kuracak.

Bu da; korsanlık üzerinden yeni bir işgal haritası oluşturulması demektir. Amaç ticaret gemilerinin, petrol tankerlerinin güvenliğini sağlamakmış! Gemilere kimin neden saldırdığı, korsanlığı kimlerin yaptığı, bu sefer çok daha erken ortaya çıktı.

AYNI PLANI DOĞU AKDENİZ’E TAŞIYACAKLAR. BİR ÇOKULUSLU İŞGAL MEKANİZMASI KURACAKLAR

Oyun Kızıldeniz-Basra Körfezi arasına kuruluyor. Bu bölgeyi çok karanlık bir gelecek bekliyor. ABD-İran restleşmesini bir kenara koyun, asıl tuzak S. Arabistan’a kuruldu. Hem de kendi basiretsizlikleri üzerinden. Yıkımı bu sefer onlar yaşayacak.

Bir adım sonrasını düşünelim. Çünkü o adım bize çok daha yakın. Hatta Türkiye’yi doğrudan hedef alıyor. ABD, İsrail, AB ülkeleri, Mısır, BAE, S. Arabistan hepsi birlikte Doğu Akdeniz’de karşımıza dikildi.

Doğalgaz merkezli ama aslında daha öte, bir harita çalışmasıyürütülüyor ve bu Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetmeye, son adımda orada vurmaya dönük bir hazırlıktır.

ABD ve müttefikleri, Doğu Akdeniz için bir uluslararası denetim mekanizması kurmaya girişecektir. Bunun planlarının şimdiden hazır olduğuna inanıyorum. Babu’l Mendep-Hürmüz Boğazı arasında bugün inşa ettikleri mekanizmayı Doğu Akdeniz’e taşıyacaklardır. İşte o zaman Doğu Akdeniz’in tam anlamıyla işgalini tartışıyor olacağız. İşte o zaman KKTC, bu planın kurbanı yapılmak istenecektir.

DOĞU AKDENİZ’E CEVAP FIRAT’IN DOĞU’SUNDA VERİLİR

Şimdi başka bir haritaya geçelim: Aslında daha iç halkaya geçelim. Fırat’ın Doğu’su meselesi, bu ülke için bir varoluş meselesiydi ve hâlâ öyledir. Eğer Türkiye, bölgeye bugüne kadar müdahale edebilseydi, Doğu Akdeniz’deki çevreleme o kadar mümkün olmayacaktı. KKTC öyle bir tehditle sarılamayacaktı.

Çatışma bu kadar Akdeniz’de yoğunlaşamayacaktı. Ama hem dışarıdan hem içeriden Türkiye kilitlendi ve müdahale edemez hale getirildi. Peki, bu ülkeyi kim niye böyle kilitledi, zamanı gelince onları çok daha açık yazarız.

Şimdi ABD, İsrail ve Suud-BAE ikilisinin terör kuşağındaki varlığına ek olarak Almanya, İngiltere, Fransa ve diğer AB ülkeleri de bölgeye asker göndermeye, var olan asker sayısını artırmaya başladı. Hepsi, “Türkiye’nin müdahalesini önlemek için hazırlık” yapıyor.

BU HARİTAYI GÖRMEZSEK TÜRKİYE’Yİ MAHVEDERİZ.

İran sınırından başlayıp, Irak’tan sonra Suriye savaşı ile yüzlerce kilometre uzatılan “Türkiye Cephesi” şimdi Doğu Akdeniz aşamasına geçti. Ege’den Libya’ya kadar bütün Akdeniz’e yayılacak.

Özellikle Ege’de çok ciddi anlamda saldırı altında kalacağız. Bir süre sonra hem Doğu Akdeniz’e hem Ege’ye çokuluslu mekanizmalar kurulacak, Türkiye baskı altına alınacak. Tehdit edilecek hatta açık saldırılara maruz bırakılacaktır.

İşte bu haritayı göremezsek, Türkiye’nin bu haritaya karşı mücadelesini içeriden baltalayanlara alan açarsak bu ülkeyi mahvederiz. Yüz yılı kaybederiz.

TAM BU SIRADA İÇERİDEN SALDIRLAR TIRMANIYOR? O PROJELER ELİNİZDE PATLAR!

Tam bu aşamada içerideki muhalefetin bu kadar yoğunlaşması, güç kazanması, medya oluşumlarıyla beslenmesi, Erdoğan ve yakın çevresine her gün bir başka alanda saldırı yapılması, hiçbir şekilde bir iç politik mesele değildir.

İçerideki bütün hareketlilik, dışarıdaki çevrelemenin elini güçlendirmeye yöneliktir. Kimlerin, hangi siyasi ezberler ya da projelerle, kimlere yol açtığı artık biliniyor.

Oldukça yakın bir gelecekte, öyle bir fırtına bütün bölgeye yayılır ki, onların “siyaset mühendisliği” ellerinde patlar. İşte o fırtına döneminde kimsenin gözünün yaşına bakılmaz.

“TÜRKİYE EKSENİ” İÇERİDEN İŞGALİN PARÇASI OLACAKTIR..

Sınırları aşan, denizlere, koridorlara yayılan, coğrafya ölçeğinde bir güç hesaplaşmasının tarafıyız. Savunma kalkanlarımız Suriye’de, Libya’da KKTC’de, Saraybosna/Üsküp’te başlar. Oralarda yoksak, sınırlarımızın sıfır noktasındada olamayacağız demektir.

BAE ve S. Arabistan’ın İsrail telkinleriyle Sudan’da darbe yapıp bu ülkede toplayacağı milisleri Libya’ya gönderip Türkiye’yi hedef alması işte bu geniş güçler hesaplaşmasının parçasıdır. En uzaktan en yakına kadar, ilmik ilmik örülmüş bir proje ile Türkiye saldırı altına alınıyor.

Bütün denizlerde, bütün sınırlarda olağanüstü bir mücadele başlıyor. Böyle bir fırtınada vatan ekseni dışında, “Türkiye Ekseni” dışında kim varsa hepsinin ajandası bir “içeriden işgal”, bir “dış müdahale aracı” olarak tanımlanacaktır.

UTANÇLA ANILACAKLAR VAR.. GÜNEYİMİZDE BİR BÜYÜK OYUN. AÇIN GÖZLERİNİZİ!

Bu dönemde Türkiye’yi yalnız bırakanlar utançla anılacaktır. Ülkemiz bu kuşatmayı elbette yaracak ancak içerideki dalgaların fotoğrafının çok iyi çekilmesi, ülkenin her köşesinin direnç alanlarına dönüştürülmesi, müthiş bir toplumsal bilinç inşa edilmesi, olağanüstü bir güç yığınağı yapılması şarttır.

Milletimizi liflerine ayırmaya ayarlı bu psikolojik müdahalenin üstesinden gelinmelidir. Bedeli ne olursa olsun, en zor eşik de atlatılacak. Zihinlerinizin bulandırılmasına, gözlerinizin kör edilmesine izin vermeyin. Yüz yıl önce de aynı “Büyük Oyun”u oynadılar. Açın gözlerinizi…

Diğer Yazıları