23 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İMSAK'A
KALAN SÜRE 2 SAAT 40 DAKİKA
Engin Ardıç

Engin Ardıç

The Council

Basının da umurunda değil, elbette halkın da, ama Basın Konseyi 32 yaşındaymış.
Kutlamışlar. Caddebostan Büyük Kulüp'te.
Eh, yakışır. Yenikapı'da kutlayacak değillerdi ya.
"Çok sayıda davetli" katılmış, kimler olduğunu Allah bilir. Kaç kişi, o da belli değil.
Basın Konseyi bir "12 Eylül ürünü"...
Kenan gitti ama Konsey gitmiyor.
Oktay Ekşi hükümete küfür ettiği için işinden kovuldu, "marjinal basına" düştü ama Konsey maşallah ayakta.
O sıralar ülkemizde konsey kurma modası olduğundan, Kenan'ın kendine Milli Güvenlik Konseyi kurması gibi, Oktay Efendi de Basın Konseyi kurmuştu...
Bu girişim için hiçbir dayanağı da nedeni de yoktu, bu yetkiyi ve "erki" hiçbir yerden almıyordu ve alamazdı ama kurdu işte...
Amaç, Gazeteciler Cemiyeti'ne rakip bir "güç odağı" yaratmaktı.
Cemiyet rahmetli Nezih Demirkent'in elinden bir türlü alınamadığı için, kendi örgütünü kendin kur...
Kamuoyu da onu bir süre "önemli" bir yer falan sandı. Adı konseydi ya...

***
Fakat tuhaf bir konseydi bu.
Bol bol ceza veriyordu ama ödülü yoktu!
İşin pis tarafı da bu cezaların genellikle "siyasi konumlara" göre belirlenmesiydi.
(Daha sonra aynı haltı Cemiyet de yedi.) Örgüte sokuşturulan politika ağaları, üniversite kodamanları, sanat ve edebiyat dünyasının mollaları, gazetecileri yargılıyorlardı, yani "daha üstün" şahsiyetlerdi bunlar! Gazeteci dediğin de neydi ki, yüceler yücesi bürokrasinin yanında "alt tabakadan" biri...
Konsey yavaş yavaş bir "CHP basın komuta merkezine" dönüştü.
İlk başlarda bir heves ben de üye olmuştum, tadı kaçınca bastım istifayı çıktım. Çok kişi de öyle yaptı.
Ama konsey bana gene de "kınama cezası" verdi.
Sordum: "Bu yetkiyi prensip olarak nereden, hangi üst merciden aldığınız meselesi bir yana, üyeniz olmayan bir gazeteciye bile ceza verme yetkisini hangi cüretle kendinizde görüyorsunuz?" Konseyin genel başkan yardımcısı mı sekreteri miydi neydi, bu işlere bakan çocuk bana şöyle dedi: "Vallahi bunu biz de kendi aramızda çok tartıştık ağabey ama bir sonuca varamadık!"
***
Basın Konseyi bugün adı var etkisi yok bir örgüt fosilidir.
Nitekim tek fonksiyonu, iktidara çıkıntılık ve uyuzluk etmektir.
Basında bu örgütü ciddiye alan da kalmamıştır.
Çünkü taraflıdır.
Ha, Pınar bacımızı evde oturup dolma sarmaktan kurtarmak gibi sosyal bir faydası yok değildir tabii. Öbür türlü ya yogaya gidecek ya çömlekçilik kursuna.
CHP içinde belediye seçiminden sonra beklenen ve umulan kurultay kıyameti kopsaydı, kocası da ne güzel iskemlenin üstüne çıkıp gene göbek atacaktı...
Pınar evde kuralları sıkı koymuş olmalı ki, ayakkabılarını da çıkarıyor.

***

Belediyecilik dediğin
"Çocuklarımızı iyi yetiştirmeliyiz."
Ekrem İmamoğlu

Diğer Yazıları