29 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İKİNDİ'YE
KALAN SÜRE 21 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Sudan’daki protestolar bahar getirir mi?

Sudan’da yaklaşık üç haftadır artan ekmek fiyatlarını protesto etmek üzere başlayan zamanla birçok şehre yayılarak siyasi talepleri de içeren bir yaygınlık kazanan gösteriler oluyor. Siyasi talepler ülkeyi otuz yıldır yönetmekte olan Ömer el-Beşir ve hükümetinin istifasının yanı sıra hayat pahalılığı, işsizlik ve yolsuzlukla mücadeleyi, devletin yeniden yapılanmasını kapsarken, Ömer el-Beşir’in Esad’ı ziyareti az da olsa protesto konuları arasında yer alıyor.

Bu gösterilerin Arap Baharı’nı andıran bir boyutu olması dolayısıyla Arap Baharı’nı destekleyenlerden bazılarınca sempatiyle karşılanıp desteklendiği görülüyor.

Oysa hemen belirtmek gerekir ki, ne Sudan’daki yönetim Arap Baharı’nın yaşandığı yerlerdeki gibi bir yönetim, ne de el-Beşir hükümetine yönelik protestolar veya bu protestolarda kullanılan dil aynı dil. Aslına bakarsanız, Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerle Sudan’daki yönetim arasındaki tek değilse bile en bariz benzerlik Devlet Başkanı’nın ülkeyi aralıksız otuz yıldır idare ediyor olması. Mısır’da Hüsnü Mübarek 30, Tunus’ta Zeynelabidin B. Ali 25, Yemen’de Ali Abdullah Salih 32, Libya’da Muammer Kaddafi 42 yıl, Suriye’de ise Beşşar Esad babasıyla birlikte (2011 itibariyle) 44 yıldır ülkelerini tek başlarına diktatörce idare ediyorlardı.

Ancak bu beş ülkeyle karşılaştırıldığında Ömer el-Beşir’in açık ara önemli bir farkı, ülkedeki çok sayıda siyasi partinin faaliyetlerine nispeten serbestçe devam edebiliyor olması. Halen Sudan’da her görüşten 120 siyasi parti var. İktidardaki Ulusal Kongre Partisinin Genel Başkanı da olan el-Beşir iktidara geldiğinden beri düzenli olarak seçimlere giriyor ve her seferinde iktidarını ve toplumsal meşruiyetini yenilemeyi başarıyor. Üstelik Sudan’daki seçimlerde, hile tartışmaları, illa ki var olsa da, diğer ülkelerde olduğu gibi iktidardaki partinin yüzde 99’lara varan oranlarda oy almasına rastlanmıyor. Bu da seçimlerde muhalefetin hep umutlanmasını, iktidarı değiştirme konusunda bir yolun açık olduğuna olan inancını yitirmemesini, dolayısıyla sistemden kopmamasını sağlıyor.

El-Beşir iktidara geldiğinden beri gerek Darfour sorunuyla gerek Güneyin ayrılık sorunuyla meşgul olurken ülkeye ABD tarafından uygulanan ambargoya maruz kaldı. Bu meşguliyetler sadece şahsına yönelik talep ve şikayetlerle ilgili değildi, toplumdaki bir ayrışmanın sonucuydu ve bu ayrışmada el-Beşir belli bir kesime liderlik ettiği için güçlü muhalefete rağmen etrafında yeterince kenetlenen bir toplumsal kesimi buldu. Ayrılıkçıların başını çektiği muhalefet zaten dış güçleri temsil ediyordu ve onlara karşı toplumsal destek eksik olmazdı.

Güney Sudan’ın az miktarda içerdiği Hıristiyan dolayısıyla ayrılığına batılı ülkeler tarafından verilen destek bir yandan Sudan’ın kendi içinde kenetlenmesini de sağladı. O yüzden el-Beşir diğer Arap diktatörlerinin sahip olmadığı kadar bir milli mücadele zeminine dayanarak en azından içerde ciddi bir meşruiyet sorunuyla karşılaşmadı. Ona oy verenler gerçekten de büyük ölçüde ona oy verdi.

Bu süreçlerde el-Beşir’in muhalefetle ilişkileri de epey dalgalı oldu tabi. Ülke bölünmelerden, fırtınalardan ve kuşatılmışlıktan geçerken iktidarın muhalefetle ilişkilerinin doğal seyrinde yürümesi düşünülemez. Ciddi ekonomik sıkıntılar hep yaşandı. Darfour sorunuyla da bölünme sorunuyla da baş etme konusunda muhalefetle derin görüş ayrılıkları yaşandı. Ancak bu görüş ayrılıklarında el-Beşir kendisini destekleyen bir toplumsal kesimi mobilize edebilmeyi hep başardı.

Son yıllarda ise Beşir’in toplumsal uzlaşma hususunda özel bir çabası da oldu. Muhalif partilerin ileri gelenlerine kabinesinde yer verdi. Şu anda hükümet bir bakıma geniş katılımlı bir mutabakat veya en azından koalisyon hükümeti gibi. O yüzden şu anda gerçekleşen protestoların bütün toplumsal kesimleri temsil ettiğini düşünmemek gerekiyor.

Protestolar yaygın olsa da, katılımın Arap Baharı sürecindeki gibi bütün toplumsal kesimleri içine alacak kadar geniş olmadığı görülüyor ve protestocuların talepleri sonradan siyasi söylemler karışsa da asıl nedeni ekonomik. Bir rejim değişikliğininse şu anda Sudan’ın karşı karşıya olduğu ekonomik sıkıntıları giderecek bir reçete sunması zaten mümkün değil.

Sudan’da ekonomik sıkıntılar öncelikle yirmi yıldır devam etmekte olan yaptırımların, ardından, Güney Sudan’ın ayrılması ve petrol kaynaklarının yüzde 70’inin Güney’de kalmasıyla birlikte oluşan kaynak kıtlığının biriktirdiği bir sorun. Aslında Güney’de petrol üretimi devam ediyor olsa Sudan’ın geçiş hakkı dolayısıyla yine payını alması sözkonusu. Ancak Güney’deki iç sorunlar devam ediyor ve bu da üretimi engelliyor olduğu için Sudan o kaynaktan şimdilik faydalanamıyor.

Sudan’da devam eden protestoların bir bahar getirmesi o yüzden mümkün değil. Dahası el-Beşir’in ekonomik sıkıntılar dolayısıyla devrilmesi Sudan’da sadece ülkenin parçalanmasını ve bu da bütün bir Afrika kıtasına istikrarsızlık getirir.

Aslında zannedildiğinin aksine, BAE ve SA da hatta Mısır da, özellikle Türkiye ve Katar’la ilişkilerini kesme baskılarına boyun eğmediği için, el-Beşir’den pek haz etmedikleri halde, onu hedef alan bu protestolardan pek memnun değiller.

Özellikle Mısır, protestolar yoluyla yaşanacak bir değişimin aynı ekonomik sıkıntıları yaşamakta olduğu için Arap Baharı süreci gibi kendisine de ulaşacak bir rüzgarı başlatmasından çekiniyor. O yüzden geçtiğimiz hafta Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü ve İstihbarat Başkanı Abbas Kamil Hartum’a bir ziyarette bulundu. Bu ziyarette el-Beşir’e bu korkularıyla birlikte bir dayanışma mesajı verme kaygısı öne çıksa da, tabi biraz da bu durumdan faydalanıp Sudan devlet başkanına Körfez adına bir vesayeti işleme kaygısı da yok değil.

Arap Baharı sempatizanlarının Sudan’daki protestolara sıcak bakmaları karşısında onlara hatırlatalım ki, Mısır’da da darbe seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı demokratik görünümlü ve iddialı gösterilerin açtığı yoldan gelmişti.

Sudan’da halkın taleplerini ve sıkıntılarını elbette görmezden gelmemek lazım, ama bu protestoların önünü açacağı bir rejim değişikliğinin daha fazla demokrasi veya ekonomik refah getirme ihtimali yok. Getireceği tek şey Sudan’la sınırlı kalmayacak, bütün Afrika’ya yayılacak bir kaostan başkası değil. Bu da kimin hesabı veya talebi olabilir, bakmak lazım.

Sudan’da iktidar değişimi için seçim yolu açık. Böyle olduğunda iktidarı başka yollarla değiştirmenin nelere mal olduğunu yeterince biliyoruz. Aslında bizatihi Arap devrimleri ve karşı devrimleri sürecinde yaşadığımız onca tecrübe bize bunu yeterince öğretmiş olmalı.

Diğer Yazıları