17 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
ÖĞLE'YE
KALAN SÜRE 4 SAAT 47 DAKİKA
Markar Esayan

Markar Esayan

Para sadece para mıdır?

Neoliberal politikalar eşliğinde piyasa olgusunun farklı bir eşiği daha geçerek devletler üstü bir habitata yerleştiğini görüyoruz. Bu anlayış özellikle SSCB’nin de çöküşüyle birlikte, dünyada muhtariyetini ilan etti. Buna göre, piyasa insandan, devletlerden ve çevresel şartlardan bağımsız, kendine içkin bir varlıktı. Ona müdahale etmek demek, çok daha büyük yıkımlara yol açacak bir felaketler durumu yaratırdı.

Bugün ulus devletler çokuluslu şirketlerin varlığında sermayeyi kontrol etmekte zorlanıyorlar. Sermaye sınır tanımadığı için herhangi bir milli çıpaya çarpmadan dünya üzerinde en elverişli noktalara yönelebiliyor. Yani Çinli işçilerin ABD’ye göçerek ucuz işgücü potansiyeli yaratmasına gerek yok. Onun yerine sermaye Çin gibi ülkelere giderek üretimini burada yapıyor. Hem işgücü hem de vergi avantajından yaralanıyor.

Trump’ın vura kıra tersine çevirmeye çalıştığı düzen de bu. Büyük içe kapanma süreciyle Trump dolar ve yatırımların ABD’ye dönmesi için çabalıyor. Buradan doğacak güç boşluğunu yeni çatışma alanları yaratarak doldurmaya çalışıyor.

Ama Japonya ve sonrasında Çin gibi üretim canavarı ülkeleri yaratanın da piyasanın asıl sahipleri olduğunu unutmamak lazım. Öte yandan, finans oligarşisi, kendisi “piyasaya müdahale edilmemesi gerektiği” doktrini ile serbest hareket ederken, elindeki devasa parayı ulus devletlerin terbiyesi, dizaynı için kullanıyor. ABD müdahaleciliği ile piyasa tahakkümünün kesiştiği ortak alanlar var ve bu durum tabloyu karmaşıklaştırıyor. Mesela Türkiye’nin bağımsız politikalar izlemesi ve güçlenmesi bu kesişen alanda kalıyor. Kendinizi bir anda hem ABD, hem de finans oligarşisi ile mücadele ederken bulabiliyorsunuz.

Bu durumda, bu kesişim kümesinde kalan diğer aktörleri doğru tespit etmek ve üçüncü bir direnç alanı yaratmak gerekiyor. İşte Çin, Rusya gibi ülkelerle yerli para ile ticarete geçmek adımlardan birisi. Öte yandan ticaretin bir ülke veya bir birlik odaklı olmaktan çıkarak çeşitlenmesi gerekiyor. Afrika ve Güney Amerika ile ilişkilerin yükseltilmesi de bu amaca dayanıyor. ABD ise İran’ı model hedef seçerek, “Ancak benimle ve benim onayladığım ülkelerle oyun kurabilirsiniz” demeye getiriyor.

Ekonomik güvenliği sağlamanın kolay ve hızlı bir yolu yok. Zaman kazanmak ve bu zamanı çok iyi değerlendirmek zorundayız. 24 Haziran seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile bu zamanı/imkanı kazandık ve ardından Türkiye’ye dönük ekonomik hamleler gelmeye başladı. Tabii ki bu bir tesadüf değildi.

Bu noktada konu şüphesiz bir ekonomik modeli benimseyip benimsememek değil. Çünkü haritalar bu modellerin hedefinde. Bize yutturulduğu gibi piyasa kendine içkin, herkesten bağımsız bir organizma değil. Onu yönetenler ve onların siyasi hedefleri söz konusu. O modeli benimsediğinizde, o hedefleri de kabul etmiş oluyorsunuz.

Para üzerinde tahakküm kuranların sadece o parayı hedeflediğini düşünmek kadar ahmakça bir tutum olamazdı.

Diğer Yazıları