10 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İKİNDİ'YE
KALAN SÜRE 4 DAKİKA
Siyaset

Özhaseki'den önemli açıklamalar

AK Parti Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı Mehmet Özhaseki 40 programında soruları yanıtlıyor.

Özhaseki'den önemli açıklamalar
0 YORUM YAP

AK Parti Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Özhaseki, CNN TÜRK'te yayımlanan 40 programında Buket Aydın'ın sorularını yanıtlıyor.

İşte Mehmet Özhaseki'nin 40 programında verdiği yanıtlar:

"O havalı-civalı insanlar kompleksli"

1- “Son dönemlerde bazı arkadaşlarda bir hava başladı. Eskortlar, önden gidenler, arkadan gidenler, korumalar falan filan. Ne oluyor? Bu ne saltanat? 3 günlük dünyadayız şurada. Zaten bir imtihan dünyası ve hepimizi aldatıyor. Böyle bir dünyada, havanın-civanın aslı ne?” Siz bu konuşmayı yaptınız ve çok büyük bir ses getirdi. Ankara kulislerinde “Kim bu saltanat sürenler” fısıldaşmaları oldu. Bu sözlerde kimi kastettiniz? Kim bu saltanat sürenler?

Bu sözleri genele bakarak söyledim. Ben 21 yıl Belediye Başkanlığı yaptım. Birkaç yıl bakanlık yaptım ve şu anda AK Parti’de Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısıyım. Yani belediyeleri biliyorum. Belediye başkanlarını tanıyorum. Bizim başladığımız yıllarda insanların hayata bakışıyla ilgili müthiş bir idealizm vardı. Son dönemlerde bu işin biraz daha hafifçe profesyonel bir yapıya doğru kaydığını görüyorum. Bu söz, bazı arkadaşlardaki hava, koruma ve eskort meselesini çok sert bir şekilde eleştirmek için söylediğim bir söz. Bu sözümde özellikle birini kastetmiyorum. Türkiye geneli için konuşuyorum. Mevlana diyor ki; “Hakk’ın sofrasında bu kavga nedir? Yeme-içme Hakk’a zarar mı verir? Şu karşı dağa bir kuş konmuş. Yemiş içmiş, göçüp gitmiş. Gel gör ki o dağdan ne artmış ne de eksilmiş.” Bakın hayat böyle. Bu dünya yüzlerce kral, padişah ya da birçok rütbeli insan gördü. Ancak eser bırakanlar hatırlanıyor. İnsan odur ki bırak bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser. Şimdi bu işleri yaparken sizin de bir tevazu içerisinde yapmanız lazım. İnsanlara yol yapabilirsiniz, yeşil alan yapabilirsiniz, birçok hizmet getirebilirsiniz ancak gönüllerini kazanmıyorsanız, siz gerçek bir belediye başkanı değilsiniz demektir. Bir taraftan hizmet edeceksiniz, bir taraftan da tevazu içinde ilişkilerinizi devam ettireceksiniz. İşte o havalı-civalı insanların kompleks sahibi olduğunu düşünüyorum. Uyarmak için söyledim.

 

2- Siyasetçi halk ile iç içe olsun diye bir hayalimiz var. Bir yandan da ulaşılmaz olana daha çok saygı duyuyoruz. Bir siyasetçi olarak, halka yakın ama ulaşılmaz olmak mümkün mü?

İkisi bir arada çok zor. Birbirlerine biraz tezat teşkil ediyor. Bunu ancak şöyle çözebilirsiniz. Eğer siz Büyükşehir Belediye Başkanı iseniz zaten sizi bekleyen çok fazla sorumluluk oluyor. Yapmak zorunda olduğunuz birçok proje vardır, gitmek zorunda olduğunuz birçok protokol toplantılarınız vardır. O görüşmeler sırasında istemeden de olsa halktan uzak oluyorsunuz. Ancak sizi arayan, soran o kadar çok insan oluyor ki. İşte bu durumu idare edebilmek için bir sistem kuracaksınız. Daha önceki belediye başkanlığımda da bu sistemi kurdum. Beni arayan herkese dönmüşümdür. En azından arkadaşlarım tek tek isteklerini alıp bir kenara not etmişlerdir. Bana da bilgi vermişlerdir. Bu sorduğunuz sorudaki durumların ikisini de bir arada yapabilen tek bir lider tanıyorum o da Recep Tayyip Erdoğan. Kendisinin yakın bir mesai arkadaşıyım. Bununla gurur duyuyorum. Bir taraftan devlet işlerini yürütüyor ve yurt içi ya da yurt dışındaki ağır meseleler hakkında karalar veriyor. Diğer taraftan da gün içinde kendisini arayanlara dönüş yapıyor. Benim şahit olduğum bir olay var. Dul bir hanım efendiye telefonla dönüp yarım saat boyunca sorununu çözmek için çabaladı. Özel doktorunu gönderip tedavi ettirdiği insanlar var. Çocuklara geri dönüş yaptığını ve hatta onlarla konuşurken duygulanıp gözyaşı döktüğüne şahitlik ettim. Yani bir taraftan işlerinizi halledebilir, bir taraftan da insanların sorunlarıyla yakından ilgilenebilirsiniz.

3- Sizi zaten herkes tanıyor ancak siyasi hayatınıza nasıl başladığınıza dair bir soru sormak istiyorum. Siyasete ilk nasıl ve ne zaman başladınız?

Eğer siyasetten kastınız Ankara’da meclis içerisinde yapılan partili bir ortamsa buna 2015’de başladım. Ancak lise çağlarında öğretmenlerimizin de tavsiyeleriyle bir takım derneklere gitmeye başlamıştım. O zaman Büyük Ülkü Derneği vardı. Üniversite hayatımda da devam ettim. Yerli ve milli olmak benim içimde değişmeyen bir duygu. O yıllarda devam eden mücadele okul bittikten sonra da daha çok sosyal sorumluluk projeleriyle devam etti. 10 kadar vakfın ya kuruculuğunu ya da başkanlığını yaptım. En çok sevindiğim ve yakınlarıma anlattığım vakıf çalışması arasında, karşılıksız öğrenci bursları verdiğimiz faaliyetler. Şehre dar gelirli insanların genç çocukları geliyordu ve onlara CV’sini inceledikten sonra burs veriyorduk. Daha sonra aşevi faaliyeti başlatmıştık ve çok duygulanmıştık. Fakirlere yemekler verip karınlarını doyuruyorsunuz. Bu çok önemli bir şey. Arkasından sokakta yatan insanları toplayıp arkadaşlarımızın kiraya vermek zorunda oldukları evlere o insanları yerleştirip barınmalarını sağladık. Kendi evlerimizden kullanmadığımız eşyalarımızla o evleri dayayıp döşedik. 1994 yılında da Belediye Başkanlığı’na başladım ve o gören 21 sene sürdü. Oradan da başarıyla devam ettim ve helalleşerek ayrıldım.

4- Beş kez üst üste Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiniz. Sizin ‘Kayseri tipi belediyecilik’ diye bir model geliştirdiğiniz söyleniyor. Belediye Başkanlığı’nın bir modeli var mı? Kayseri için yaptıklarınızı Ankara için de yaparsanız olur mu? Eğer seçilir seniz Ankara için düşündüğünüz bir belediyecilik modeli var mı?

Üzülerek söylüyorum ki belediyeciliğin bir okulu yok. Şehrin A protokolünde valiler vardır onlar eğitim görmüşlerdir. Birinci sırada onlar vardır. İkinci sırada komutanlar vardır, onlar da askeri okullarda bir disiplinden geçmiştir ve geldikleri yerlerde başarılı hizmetler yaparlar çünkü onun için yetiştiriliyorlar. Ancak belediye başkanları böyle değil. Partiler genel olarak kimin bu işi yapacağını araştırır ve birisini tercih eder. Bu andan itibaren aslında bir sıkıntı başlıyor. Çok büyük bir bütçe verip şehrin kaderini teslim ediyorsunuz. Eğer geçmişte o adayın bir başarısı yok ve bu işi bilmiyorsa söz konusu şehre en büyük eziyeti yapmış oluyorsunuz. Rahmetli Necip Fazıl der ki; “Bana deseler ki bedii zevklerden mahrum bir belediye başkanın beldesinde yaşamak mı istersin, yoksa gözleri görmeyen bir adamın arabasında seyahat mi etmek istersin? Ben kesinlikle ikincisini tercih ederim” diyor. Belediye Başkanlığı görevinin okulu olmadığı için bu işte iyi hale gelmek ancak tecrübe ile mümkün oluyor. 21 yıl belediye başkanlığı yaptığım için kendime has bir model geliştirdim. Bunun adı, Haseki Tipi Modeli. Bu, belediyeden kaynak kullanmadan bir takım projeleri gerçekleştirmek demek. Eğer bir belediye başkanı “Hükümet bana para versin ben de yapayım diye beklerse boşuna beklemiş olur. Öyle bir hazır para yok. Öz kaynak geliştirmek zorundasınız. Kayseri’deki dönemimde kocaman bir stadyum yaptırdım kamunun cebinden para çıkmadı. Terminal yaptırdım kasadan yine kamunun cebinden para çıkmadı. Kızılırmak’ın üzerine baraj yaptırdım devasa bir su geldi ve orada elektrik üretiyoruz ve kamunun cebinden para çıkmadı. Bir organizasyonla bunları yapmanız mümkün. Bunları yaptığım için de bu ortaya koyduğum modeli gerek üniversitelerinde doktora öğrencilerine, gerekse belediye başkanlarına uzun uzun anlatmaya çalışıyorum. Hazır para beklemek olmaz. Kendi kendinize bir takım yaptığınız organizasyonlarla bu hizmetlerin masraflarını çıkartabilirsiniz. İnşallah aynı modeli Ankara’da da gerçekleştireceğim.

5 - “Rahmetli Başbakan Ecevit, Merve Kavakçı için eli ayağı titreyerek “Bu hanım efendiye haddini bildirin” diye bağırıyordu. Niye? Laiklik tehlikeye düşüyor diye. Şimdi meclisteki hanım kardeşlerimizin yarısının başı açık yarısının da kapalı. Laiklik tehlikeye girdi mi? Cumhuriyet’e bir şey oldu mu? Emin olun kardeşlik, birlik, beraberlik oldu. Bu kötülüklerin üstesinden gelecek kimse yoktu. Allah bir sahip gönderdi o da Recep Tayyip Erdoğan. Allah uzun ömürler versin.” Dediniz. Bu konuşmanızda kullandığınız ‘Sahiplik’ ifadesinin halen daha arkasında mısınız yoksa biraz amacını aşmış bir ifade olarak görüyor musunuz?

Ben sözlerimin arkasındayım. 16 yıllık iktidarlık döneminde AK Parti’nin çok önemli üç alanda başarıları var. Bunlardan birincisi Hükümet olabilme konusunda geçmiş iktidarlar kıyasladığınız zaman her alanda başarılıdır. Eksik ya da hataları olabilir ama sağlık, ulaşım, ekonomi, enerji gibi alanlarda başarılı. İkincisi, bir vesayet rejimi vardı. Ankara’ya insanları seçip gönderiyorlardı ve o grupların başlarına çeşitli çoraplar örmek için bekleyen gruplar vardı. AK Parti bunu da bitirdi. Şu an herkes seçtiği insanların Ankara’da kendilerini rahatlıkla temsil ettiklerini görebilirler. Eskiden ihtilal ortamlarının hazırlandığı durumu hepimiz biliyoruz. Faili meçhul cinayetler olur sonra ihtilale doğru hazırlanır ve ihtilal yapılırdı bu da bitti. İnançlar konusunda bir baskı vardı. Bu söz zaten bundan dolayı söylenmiş bir söz. Üniversite kapılarında çocukların ağlatıldığını, ikna odalarına alındığını biliyoruz. Biraz önce yaptığım vakıf faaliyetlerinden bahsettim. O faaliyetleri yaparken iki de bir bizi alırlar ve siyasi şubeye gönderirlerdi. Bunlar inançlar üzerinde bir baskıydı. Bunların kalktığı bir ortam oldu. Şunu da çok iyi biliyorum ki Türkiye üzerinde oynana oyunlarda gerek yurt dışında gerekse içeride bulunan gruplar tarafından bu ülkenin birliğini ve beraberliğini istemeyenler var. Küçülmesini ve bölünmesini isteyenler var. Sınırlarımızda terör örgütü devletleri kurmak isteyenler var. 15 Temmuz’da olduğu gibi böyle çukur eylemlerin olduğu gibi dönemler daha önceki koalisyon hükümetler zamanında olsaydı hangi lider bunun altından kalkacaktı? Recep Tayyip Erdoğan gibi yiğit bir lider var ve bu kötülükler karşısında dimdik duruyor. Dolayısıyla bunun için Allah bu ülkeye böyle güzel bir insan nasip etmiş diye düşünüyorum.

6- “İktidarlar iş başına geldiklerinde kim iş başına getirmişse onlara hizmet ederler. Para babaları getirmişse birinci iş o para babalarına hizmet olur. Mafya getirmişse onlara hizmet olur. Basın yayın organları getirmişse onlara hizmet olur. Millet getirmişse millete hizmet olur. İşte biz bunu yaptık.” diyorsunuz. Bu AK Parti iktidarı öncesi gelmiş tüm iktidarların meşrutiyetini sorgulatan bir soru. Geçmiş iktidarları meşru olmamakla mı suçluyorsunuz?

Hayır. Öyle düşünmüyorum. Birçok güzel insan geldi ve hizmetler yaptı. Rahmetli olanları rahmetle, yaşayanları hayırla anıyoruz. Çok güzel hizmet edenler oldu onların haklarını yiyemeyiz. Ancak biz şunları da biliyoruz. Geçmiş dönemlerde gazete manşetleriyle hükümetler devrildi. Gazete manşetleriyle ayarlar verildi. Mecliste alınan kararlar hususunda büyük büyük manşetlerle algılar oluşturuldu. İhtilal öncesinde veya sonrasında gelen bir takım iktidar sahipleri var. Özellikle ihtilal sonrasında iş başına gelenler milletin istekleri doğrultusunda mı hareket ettiğini sanıyorsunuz? Onlar kafalarındaki ideolojiye hizmet edip milletin taleplerini dikkate almadılar. Çocukluğumdan beri dedelerimden Adnan Menderes’e hep övgü ve dua duymuşumdur. Birileri geldi ve onu iş başından uzaklaştırdı. Sonra güya mahkemelerde yargıladılar ve idam ettiler. Şimdi nasıl olur da o dönemlerde iktidara gelenleri millete hizmet etmiş gibi görürsünüz. Milletin içinde olanlar biziz. %54 ile %57 ile iş başına gelmiş bir hükümet var be çok güzel işler yapmış. Büyüklerimiz hep şöyle derlerdi: “Kazanlarımız un gördü ekmek gördü. Rahatladık, gün yüzü gördük. Vergi memurları artık gelip bizi dövmüyor.” Bakın bunları çok dinlemiş birisiyim. Ancak ihtilal sonrası gelen tipler iş başına getirdiği insanlar milleti dinlemedi ve kendi ideolojisine hizmet etti.

7- Ocak ayının başında başkent için 11 başlıkla hazırlanan 111 proje açıkladınız. Dünya başkentleri içerisinde turizm geliri en az olan şehir Ankara diyorsunuz. Şöyle bir espri de var. İstanbul’a giden insanlar genelde “Ankara’nın en güzel yanı İstanbul’a dönüşüdür” diyorlar. Ankara'nın turistlere cazip gelmesi için ne gibi projeleriniz var?

Günümüzde devletler yarıştığı gibi şehirler de yarışıyor. Bu şehirler yarışı ülke içerisinde devam ettiği gibi, dünya başkentleri arasında da devam ediyor. Daha çok kıt kaynaklardan maksimum payı alabilmek adına şehirler kendi avantajlarını ön plana çıkararak daha fazla pay almanın mücadelesini veriyorlar. Bu açıdan bakıldığında Ankara dünya başkentleri arasında en geride kalan başkentlerden birisi. Peki, Ankara’nın avantajı yok mu? Tabi ki var. Bu anlamda birçok proje hazırladık. Onlardan biri şu: Ankara 5000 yıllık tarihiyle biliniyor. Onlarca medeniyet kurulmuş ve her birinden de izler taşıyan bir şehir. Ancak Ankara’ya gelen birisi Ankaralı tanıdığı birine ‘Nereye gideyim?’ diye sorduğunda Ankaralı birkaç yer söyleyebiliyor. Hacıbayram’a gidersen iyi olur. Anıtkabir’i ziyaret et. Bir de külliyede güzel bir camii ve kütüphane yapıldı oraya git diyorlar ama arkası söylenemiyor. Kendi değerinin farkında olunmayan bir ortam var. Kültür Yolu projesi hazırladık. O proje içince Ankara Kalesi’nden başlayarak Hacıbayram’a gelen sonra Roma Hamamı’ndan Ulus, Sıhhiye, Kızılay ve Saraçoğlu’na doru giden kısa bir Kültür Yolu projesi hazırladık. Bu yol üzerinde tam 411 tane tescilli eser var. 70’den fazla müze var. Herhalde Ankaralı hemşerilerimiz Ankara’da 70’den fazla müze olduğunu bilmiyorlardır. Ayrıca Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren en güzel kamu binaları da Ankara’da. İşte bütün bunların görünebileceği bir Kültür Yolu projesinden bahsediyoruz. Bu projedeki yürüyüş yolları güzel, eserlerle alakalı anlatımlar var, insanların dinlenebilecekleri mekânlar var. Bir turist Ankara’ya geldiğinde eline bir katalog alarak biraz önce saydığım güzergâh üzerinde ilerleyerek 411 eseri görebilir. Belediye bu eserleri restore edecek, fonksiyon yükleyecek ve herkesi oraya yönlendirerek Ankara’nın turizm istifade edeceği bir ortamı sağlayacak. Ayrıca Ankara, sağlık turizminden, termal turizminden istifade edebilir. Bu alanlarda hazırladığımız her bir proje Ankara’yı geliştirecek ve büyütecek.

8- Ankara için hazırladığınız 11 proje içerisinde sizi en çok heyecanlandıran proje hangisi?

Projeler içerisinde bire bir emek vererek yer aldım. Büyük bir ekiple bu projeleri hazırladık. İçinde mimarlar, mühendisler, kültür sanat danışmanları, sosyologlar, çocuk psikologları yer aldı. Emin olun yıllarca köprüler, alt geçitler, üst geçitler yapmış, barajlar yapmış, stadyum yapmış bir yöneticiyim. Bunları yapmak beni heyecanlandırmıyor ki bunlar zaten belediyelerin yapması gereken projeler. Ancak insana dokunan sosyal projeler beni müthiş etkiliyor. Bunlardan bir tanesi Çocuk Köyü projesi. Çocuklarımız evde hapis gibiler. Dışarıya salamıyoruz. Eskiden sokakta kurduğu arkadaşlık asla çocuklara verilemiyor. Böyle bir ortamda çocuğun gelişmesi açısından güzel bir proje. Dünya’da bir tek Kanada’da var. Oradaki ve tüm dünyadaki şehircilik gelişmelerini de yakından takip ediyorum ve bunun için bu projeyi hazırladım. Çocuk Köyü projesi 1 milyon metrekareye oturuyor. İçinde 100’e yakın etkinlik var. Bir taraftan çocuğun eğlenmesini, enerjisini boşaltmasını, arkadaş edinmesini sağlayacak, bir taraftan da hayata hazırlanmasını sağlayacak projeler var içinde. Bilim merkezine girecek ve deneylerle uğraşacak, dışarıda arkadaşlarıyla zaman geçirecek, arabaya binecek trafik kurallarını öğrenecek, itfaiye istasyonuna gidecek o meslek hakkında bilgi alacak gibi seçenekler var. Bu proje beni heyecanlandırıyor.

9 - ‘Ankara’da şu sorun var değiştireceğiz’ dediğiniz ne var?

1994’de başladığımda altyapısı olmayan, yarıdan fazlası gecekondudan oluşmuş, taşra görünümünde bir şehir. Neredeyse her şeyi değiştirdim. Altyapı sorunu kalmadı, gecekondu kalmadı, şehrin ortasında raylı sistemler çalışıyor, modern tesisler yapıldı, stadyum yapıldı, kayak merkezleri yapıldı çok şükür. Ancak Ankara başkent. Birçok hizmet verilmiş. Orada benim özellikle dikkat edeceğim ve söylemeğim bir şey var. Ben Ankara’da ben merkezli bir yönetim anlayışından ziyada biz merkezli bir yönetim anlayışı olacak. Ankara’da birçok üniversite ve akademisyen var. Çok güçlü sivil toplum örgütleri ve şehir dernekleri var. Onlarla konuşmalıyız ve onları dinlemeliyiz. Her biri Ankara’da yaşıyor ve söz söylemeye hakları var. Şeffaf olmamız gerekir. Yaptığımız işleri anlatıyorum ve hayal satmıyorum. Geçmiş belediye başkanlık dönemlerindeki bütün ihaleleri internetten yayınlamış bir insanım. Ortada bir bütçe var ve bu milletin malı. Herkesin bu paranın nereye gittiğini bilmek gibi bir hakkı var. Başkanların da bu bütçeyi kendi canı kanı gibi aziz görmek gibi bir yükümlülüğü var. İşte bu harcamalar her ne ise internetten canlı yayınlanmalı ve herkes bunu görmeli. Kısacası küçük dokunuşlarla çok büyük işleri Ankara’da yapabilmek mümkün diye düşünüyorum.

10- Belediyecilik açısından baktığınızda Ankara’nın en büyük eksiği nedir?

Ankara’da belediyecilik açısından çok güzel işler yapılmış Melih Başkan’a çok teşekkür ediyorum ellerine sağlık. Daha önceki başkanlarımız da kendi dönemlerine dair yapılması gereken ne varsa yapmışlardır. Herkes kendi dönemine ait işler yaptığı için ben de kendi dönemime has bir takım işler yapmak istiyorum. Bir taraftan yönetim anlayışlını değiştirdiğim gibi bir taraftan da ulaşımda artık Ankara’yı insanların sıkıntı çökemeyeceği bir hale getirebilmem lazım. Büyük şehirlerde ulaşım sorunu belki tamamen çözülmez ama minimize edilebilir. Bunu da dünya şehirlerinde olduğu gibi metro sistemlerini çoğaltarak yapabiliriz. Bunları bir taraftan belediye gücüyle bir taraftan da hükümetin desteğiyle yapacağız. Bunun dışında 13 yerde millet bahçeleri yapacağız. İçerisinde keyifli mekânlar olacak ama yeşillikler içinde kaybolmuş olacak. Ankara’da kişi maşına düşen yeşil alan miktarı 19 metre civarında biz yaptıktan sonra 27 metre olacak. Ayrıca Ankara’ya yapacağımız stadyum bir an öce başlanmalı ve bitirilmeli. 55.000 kişilik UEFA standartlarında muhteşem bir stadyum projesi var inşallah 19 Mayıs Stadyumu’nun yerine onu yapacağız.

11 - Belediye Başkanlığı deneyiminiz çok fazla. Ancak Ankara başka bir arena. Bütün siyaset orada yönetiliyor. Türkiye’nin başkenti. Sizin önceden Ankara Büyükşehir Başkanı olmak gibi bir hayaliniz var mıydı? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığınız için heyecanlı mısınız?

21 yıl belediye başkanlığı yaptım. 2 yıldan fazla bakanlık yaptım. Genel Başkan Yardımcılığı görevim var. Yeniden bir belediye başkanlığı çok aklımdan geçen bir şey değildi. Başka bir şehirde bu görevi yapmak beni heyecanlandırmaz ancak, Ankara başka bir yer. Orası başkent yani herkesin kenti. Orası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kenti. Ankara denince herkes içinde başka bir sevgi besler. Böyle bir kentte başkanlık yapmak bir onurdur. Her faniye dünyada nasip olmayacak bir durum bu. O yüzden heyecanlıyım. Aklımdaki projeler, bilgi ve birikimlerimi oraya aktarmak adına bir heyecan taşıyorum. Nihayetinde belediye başkanlığı yaptığım yıllarda gittiğim her ülkede gözüm tamamen belediyecilik hizmetlerindeydi. Ya ağaçlardaydı ya çiçeklerdeydi ya ulaşımdaydı. Elde ettiğim bütün bilgi birikimimi Ankara için kullanmak istiyorum. Bundan dolayı da bir heyecan yaşıyorum.

12 - Sincan’da STK yöneticileri ile bir araya geldiğiniz toplantıda “Milletle helalleşerek ayrıldım. Belediye başkanlarının dedikodusu çok edilir. Hakkımda dedikodu eden olursa hakkım helal olsun dedim. Biz kamu insanıyız ama herkes şahittir ki ne benim ne çocuklarımın boğazından bir gram haram lokma geçmedi siz de bana hakkınızı helal edin dedim. Olur da hakkım var diyen olursa 3 gün bekliyorum kapım açık gelsin helalleşelim dedim” diye bir ifadeniz var. Neden belediye başkanları hakkında çok dedikodu yapılır? Bir de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olursanız yeni dedikodulara hazır mısınız?

Belediye başkanlığından ayrılırken yaptığım basın toplantısında bunları söyledim. Ola da kırdığım birisi varsa gelsin helalleşelim diye 3 gün bekledim. 3 kişi geldi. Onlara da tek tek haklılığımı anlattım. Erciyes’e kayan merkezi yapıyordum orada bir baraka var ve hakkı karşılığında ayrılmasını istiyorum ama o tahtadan ve suyu bile akmayan yapının içinde bir şey yapmak istiyor. Ben de onu yıkıp tertemiz modern bir tesis yapmak istiyorum. Kendisi zaten işgalci konumunda ona rağmen hakkını vererek almak istiyorum gibi bir olay olmuştu. Benzer şeyler oldu ama yine de gönüllerini kırmadan ayrıldım. İnsanlar ülkemizde en çok siyaset ve futbol konuşuyor. Siyaset konuşulurken belediye başkanları en önde yer alıyor. Çünkü insanların hayatına dokunuyor. Her safhada belediyenin ya şikâyet ettiği ya da memnun kaldığı bir hizmeti var. Kayseri’de caddelerde yürürken yüzlerce insan desem abartı olmaz herhâlde bana gelip helallik istedi. Ben de ayrılırken ola da helalleşmem gereken bir durum vardır diye böyle davrandım. Çünkü yaptığımız her hareketten hesaba çekileceğimiz konusuna %100 inanıyorum. Hakkımı helal ettim.

13- Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptığınız dönemde imar planı tadilatları ile ilgili kanun hazırladığınızı ancak erken seçimin gündeme gelmesi nedeniyle meclise gönderemediğinizi ve bu durumun içinizi yaktığını söylediniz. İçinizi yakan imar kanunu eğer yürürlüğe girseydi neler değişirdi?

İki konuda çok çalışma yaptım. Birincisi imar tadilatlarını engelleyecek, affedersiniz imar rezaletlerine sonlandıracak bir çalışmaydı. Diğeri de, kentsel dönüşümün hakkıyla yerli yerinde yapılacağı ortamlar oluşturmaktı. Ancak bir anda erken seçim kararı alınınca imar barışı çıktı onun dışındaki maddeler bekledi. Benim yapmaya çalıştığım şey şuydu. Aslında imar planları bir hesap üzerine yapılır. İnsanlar orada kaç kişi yerleşecek? Ulaşımları nasıl sağlanacak? Altyapısı nasıl yapılır? Kaç kişilik okul lazım? Kaç kişilik camii lazım? Bunların hepsi hesaplanır, meclise müracaat edilir ve meclisin bunları hoş görmesi lazım. O zaman iki türlü sıkıntı ortaya çıkıyor. Birincisi şehrin silueti bozuluyor. Tarihte Selçuklu ve Osmanlı gibi iki medeniyet kurmuş bir milletin çocukları olarak günümüzde şehirlerimize baktığınızda karşınızda duran siluetin kötü olduğunu gördüğünüzde içiniz yanmaz mı? Bu konuda büyük bir sıkıntı var. İkincisi de plan tadilatlarından dolayı adalet duygusu zedeleniyor. Bir mahalleye bakıyorsunuz 5 katlı evler var ama aralarında iki tane 25 katlı binalar var. Bütün mahalle o binaların neden 25 katlı olduğunu merak eder ve sonara. Sorduğu zaman da senaryolar arkasından gelir. Falanın mecliste tanıdığı varmış, filan bir şey almış falan bir şey vermiş gibi… Bu adalet duygusunu zedeler. İnsanlarla yöneticiler arasında müthiş bir şekilde kötülüğe sebep olur diye düşünüyorum. O yüzden içim yanıyor.

14 - “Dünyaya gelirken dilekçe mi verip geldiniz?” Çıkışınızın nedeni nedir?

Adaylığımın açıklandığı gün, Ana muhalefet lideri orada “Kayserili birisinin Ankara’ya aday göstermek ayıptır” gibi bir şey söyledi. O kadar çok üzüldüm ki buna. Ben de “Sen Tunceli’den çıkıp buraya geldin sana bir şey söyleyen oldu mu? Hayır” dedim. Bir soru daha! Bu dünyaya gelmeden önce Allah’a dilekçe mi verdin? Falan şehirde doğmak filan kişinin çocuğu olmak istiyorum diye? Hayır. Bu mikro milliyetçiliği neden yaparsın? Bu ayıptır. Sonradan baktılar ki hakikaten çok çirkin bir laf oldu. Sonra da “Ankara’yı bilmiyor” demeye başladılar. 17 yaşımda Ankara’ya geldim ve senelerce kaldım. Okulumu İstanbul’da bitirmek zorunda kaldım daha sonra da ticaret yaptığım dönemlerde de Kayseri’de kaldım. Bütün akrabalarımız Ankaralı. Çocuklarım 2000’li yıllardan itibaren Ankara’da okudular. Ev tuttum ve yanlarına gidip geldim. Ankara’dan hiç kopmadık. Üç dönem Ankara’da milletvekiliyim. Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptım. Ankara’nın planlarının çoğuna da imza atmış biriyim. 1/100.000’lik Ankara planlarının altında benim imzam var. Ankara’yı kim benim kadar bilebilir? Ankara nereye doğru gelişecek? Ankara’daki konutların, iş merkezlerinin, fabrikaların, orman alanlarının nerelerde olduğunu bilen ve bunların üzerinde aylarca çalışan birine dönüte ‘Sen Ankara’yı nereden bileceksin? Denile bilir mi? Böyle bir komik soru olur mu? Adaylar benim Ankara’da bildiklerimin %5’ini dahi bilmiyor.

15- Diyelim ki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilemediniz. Sonrası için kendinize bir hedef belirlediniz mi? Siyasetle ilgili en büyük hayaliniz nedir?

Şu anda milletvekiliyim. Seçileceğime ve iş yapacağıma inanıyorum. Seçilemezsem hayatın sonu değil iyi-kötü bir işimiz var. Kaderci biriyim. Sizin elinizde olan ve olmayan işler vardır. Nihayetinde ben bir hedefe ulaşırken yalan yanlış şeyler söylemek ya da ona buna iftira etmek gibi şeylere çok karşıyım. Böyle bir tarzım asla olmaz. Kaderciyim ama işimde hırslıyım. O işi gerçekleştirmek için gece-gündüz çalışırım. Belediye Başkanlığı dönemimde uçaktan gece saat 01.30’da inerdim stadın inşaatını incelemeye giderdim. Koltuklar yerleşecekti yerleşti mi? Çelik halatlar bağlanacaktı bağlandı mı? Erciyes’te gece yarısı saatlerce yürür teleferik nereden başlıyor nerede bitiyor? Sosyal tesisler nereye konmalı gibi tartışmalar yapardım. İşimde hırslıyım ve bu konuda asla taviz vermiyorum.

"Melih Bey ile küsecek değiliz"

16- Melih Gökçek Ankara denenince akla gelen ilk isim. Sizin adaylığınızı öğrenince önce sizi tebrik etti ve sonra o tweetleri sildiği iddia edildi. Sizin kampanyanızda yer alacak mı almayacak mı tartışmaları yapıldı. Ankara’da bir Melih Gökçek ağırlığı ve seçime bir etkisi olacak mı? İddia edildiği gibi Melih Gökçek ile aranız açık mı?

En zor soruya geldik. Melih Bey ile neredeyse 30 yıldır tanışıyoruz. Belediyecilik zamanımızda kendisiyle çok sayıda istişare yaptık. Siz burada ne yaptınız? Biz bu konuda şunları yapıyoruz gibi… Değişik komisyonlar olur hükümetler zamanında, kanunlar olur. Hemen hemen hepsinde Melih Bey ile bir araya geldiğimiz ortamlar oldu. Arkadaşlığımız da var. O yüzden küs falan değiliz. Ancak Ankara’da ne anlatsam gazeteciler bunu ‘Haseki söylediğine göre Melih Bey’e cevap verdi.’ Olarak düşünüyor. Bu doğru bir şey değil. Ben kendimi anlatıyorum. 25 yıllık kamu görevlisiyim ve o yıllarda izlediğim yolu anlatıyorum. Melih Bey ile çalışma tarafımız birbirine çok benzer ve çok çalışırız ama tarzlarımız birbirine benzemez. O biraz daha gündemi yakından takip edip siyasetin içinde. Ben ise asla onu yapmıyorum. Elbette benim de siyasetle ilgili görüşlerim ve fikirlerim var. Ancak belediye başkanının bunları söylemesi doğru değil diye düşünüyorum. Bunun için ne tweet atıyorum ne de bir başkasına cevap vermeye çalışıyorum. Şehirdeki sivil toplum örgütleri ya da üniversiteler ile kavgalı değilim. Benim yönetim anlayışım içerisinde kazan kazan formülü var. Esnaf ile ilgili bir şey yapacaksam onlarla konuşmadan asla bir şey yapmam. Üniversitelerle ilgili bir karar alacaksam oradaki rektör ve senato ile görüşmeden asla karar almam. Şimdi ben bunları anlattığımda gazeteciler melih Bey’e cevap verdiğimi zannediyor. Aslında öyle değil.

Melih Bey’in Ankara’ya çok emek vermiş bir insan ve Ankara üzerinde ciddi bir ağırlığı var. Sevilir-sevilmez bunlar ayrı şeyler. Kampanyada yer almak Melih Bey’in takdirinde. Destek verirse mutlu eder destek vermezse küsecek değiliz.

17- Anketlere göre Ankara yarışında kim önde?

Biz öndeyiz ve çok da keyifliyiz. AK Parti ile MHP’nin ittifakı Cumhur İttifakı ve ben bu ittifakın adayıyım. Günümüzde insanlar bu ittifakı çok önemsiyor. Hakikaten önümüzde belki geçmişte atlattığımız ama tehlike olarak çıkabilecek bir takım daha tehditlerin olduğu ortamda bu ittifakı önemseyerek devam ettiriyoruz. Ancak bizim rakibimiz ve onun yanındaki parti ne yazık ki algı operasyonu konusunda oldukça başarılılar. Olmayanı olmuş gibi gösteriyorlar. Kendi insanlarını motive edebilmek için ilk günden itibaren yapıyorlar. Adaylar açıklanmadan bile bunu yapmaya başladılar. Bütün bu işleri yaptıktan sonra arkasında başka bir şey olduğunu seziyoruz. Ülkemizdeki seçimlerden önce Ana muhalefet ne yazık ki öndeyiz demeye başlıyor, seçimi kaybettiklerinde de hilelerin olduğunu YSK’nın güvenilir bir yer olmadığını söylüyorlar. İzmir’de bir CHP’li bir aday seçimi kazandığında YSK’dan mazbatasını alıyor mu? Alıyor. Kazanamadığınız zaman neden böyle yapıyorsunuz? Yapılan sadece algı operasyonu.

18 - Kampanyanızın eskiye göre daha yumuşak götürülmesi bir taktiğe mi dayanıyor?

Asla taktik değil. Geçmişe bakıldığı zaman katıldığım bütün seçimlerde böyle yaptım. Önce kendimi anlatıyorum sonra projelerimi anlatıyorum. Daha sonraki ikinci üçüncü seçimlerde kendimi anlatmayı bıraktım. Çünkü artık herkes beni tanıdı. Bunu yıllarca böyle devam ettirdim. Bir de asla rakiplerimin özeline hiçbir şekilde girmedim. Bir cümle bile söylemedim. Karşı tarafla ilgili değerlendirmeyi projeler bazında yapıyorum. Ankara için de şunu söyledim. On yıldır belediye başkanlığına talip olmuş birisi ama doğru dürüst bir projesi yok. Çok çağ dışı kalmış projeleri var. Bunları söylüyorum ama şahsına karşı asla bir şey söylemiyorum. İki aday er meydanına çıkacaktır vatandaş da takdirini verecektir.

19 - “İmara yeniden düzenleme getirmemiz lazım. Yeşil alan üzerinde yükselecek binayı kimse görmeyecek. Yeşil alan çıkışınız Ankara Belediyesi'nin geçmişine dönük bir eleştiri mi?

Hayır değil. Bu benim şehircilik anlayışım olarak ortaya koyduğum bir prensip. Türkiye’de birçok belediyenin bunu yaptığını görüyorsunuz. Ya biraz para kazanmak için ya da başka sebeplerle yeşil alanların üzerine binaların konmasını şehircilik açısından büyük bir vahşet olarak görüyorum. 1000 yıldır güzelliklerle yaşadığımız bu Anadolu coğrafyasında en büyük zorluklarla mücadele etmiş Selçuklu bir tarz ortaya koyup bir medeniyet inşa etmiş. İnsanlar bakıp bir Selçuklu eseri gördüklerinde evet bu Selçuklu eseri diyorlar. Daha sonra Osmanlı Dönemi’nde Osmanlı medeniyeti ortaya çıkmış ve Osmanlı eserlerini görenler de Osmanlı eseri olduğunu anlıyor. Peki, son 100 yılda ortaya koyduğumuz eserler ilgili bir şey söylemek istersek ne diyeceğiz? Böyle bir medeniyet inşası yok. Bizlere yakışıyor mu? Yakışmıyor. Bunun bir evre olduğunu düşünüyorum. Geçmişte yapılan hataların yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Son 5-10 yıl içerisinde şehirlerin eli yüzü açığa çıkmıştır ve başarılı bir belediyecilik vardır ancak medeniyet inşası yolunda maalesef bir arabesk medeniyeti ortaya çıkmıştır. Yeniden bizim şehirciliği baştan sona dizayn etmemiz gerekir, kendi medeniyet kodlarımızı ortaya koymalıyız bir de yeşil alan üzerine bina yapmak gibi bir hatayı asla yapmamalıyız.