28 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İKİNDİ'YE
KALAN SÜRE 38 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Liderlik, karizma ve meşruiyet (Talut ve Calut kıssasından dersler III)

İnsanların beklediklerini kendi kalıplarına sokma, ona tabi olmaktan ziyade ona sahip olma, ondan bir şeyler duymak yerine ona istediklerini söyletme arzusu evrensel sayılabilecek bir durum. Bir insanlık durumu. Peygamberlerinden talep ettikleri lider geldiğinde onun beklediklerinden farklı olduğunu görüp reddetmenin örneğini Talut kıssasında tipik bir biçimde görüyoruz.

Doğrusu bu İsrailoğullarına özgü bir durum değildir. Bunun Müslümanlara anlatılmasındaki hikmet, Müslümanların da İsrailoğullarının düştüğü bu hataya pekala düşebileceklerini anlatmaktır. Zira Kur’an’da Yahudi veya Hıristiyanların yapmış oldukları hatalar, onların özde ne kadar kötü olduklarını telkin etmek için anlatılmaz. Müslümanların da aynı hataları yapmamaları için ibretlik olaylar olarak zikredilir.

Müslümanlar Yahudi veya Hıristiyanlardan daha fazla hatadan korunaklı değildirler ve tarih Müslümanların da Yahudi ve Hıristiyanların, hatta başka dinden kavimlerin hatalarını tekrarlamalarının örnekleriyle doludur. Peygamber efendimiz tam da bu bağlamda Müslümanların “Yahudi ve Hıristiyanların yaptıklarını, ne yazık ki, taklit edeceklerini, kertenkele deliğine girseler de girecek kadar onlarla aynı yolu izleyeceklerini” öngörmüştür.

Bu durum, Müslümanların salt “Müslüman oldum” demekle başka hiçbir kavme, dine veya topluma üstün olamayacağını,insanı inşa eden şeyin evrensel olarak tanımlanmış eylem ve tutumları olduğunu ifade etmenin mükemmel örneğidir. İslam özde kavimlere karşı değil, o kavimlerin irtikap ettikleri eylemlere, kula kulluğa, insanların birbirlerini rab edinmelerine, atalar dininin kutsanmasına, nankörlüğe, kibre, yalana, işine geldiğinde kitabı tahrife karşıdır. Genel olarak bütün bu suçları irtikap eden kim olursa kendisine emanet edilen liderlik de kendisinden alınır, israiloğullarında olduğu gibi.

“Peygamberleri onlara, “Onun hükümdarlığının alâmeti size o Tabutun gelmesi olacaktır, ki onda rabbinizden bir sekîne ve Musa ailesi ile Harun ailesinin terekesinden bir bakiye vardır, onu melekler taşır, kuşkusuz inanacak olursanız bunda size kesin bir ayet vardır” (Bakara, 247).

Talut’u, ister kendi soylarından olmadığı için, ister kendilerini daha layık gördükleri için kendi beklentilerine bir türlü uyduramayan, uyduramadığı için kendi talep ettikleri savaştan daha baştan cayan İsrailoğullarının çoğundan arta kalanlara peygamberleri kendilerine tayin edilmiş hükümdarın boş gelmeyeceğini, kendi otoritesini tesis emek üzere bir alametle geleceğini söyler. Bu alametin otoritenin sosyolojik meşruiyeti açısından apayrı bir önemi var.

Bütün ilahi inayetle ve mucizeyle birlikte sosyoloji tedbir dairesinde asla ihmal edilmemekte, topluma liderlik yapacak olanın toplumsal meşruiyeti de temin edilmektedir. Allah’ın bütün peygamberleri insanların kendi içlerinden, tanıdıkları arasından, onların dilini konuşanlardan kılmış olması da aslında insanlara bir lütfudur. İnsanlar kendilerine gelen mesajı öğrenmek için ta baştan bir çaba sarf etmek zorunda bırakılmıyorlar ki, zaten böyle olsa insanların çoğu kendi hayatlarını değiştirmek için bir de böyle bir çabaya girmezler. Baksanıza kendi içlerinden, kendi dilleriyle ve mucizelerle desteklenerek gelen peygamberi bile insanlar tanımazdan gelmeye daha fazla eğilimli oluyorlar.

Kuvvetle muhtemel, hasımları tarafından yenilgiye uğratılmış olan İsrailoğulları Hz. Musa’dan beri yanlarında taşımakta oldukları ve topluluğun simgesel varlığını ifade eden Hz. Musa ve Harun ve ailelerinden kalan mukaddes emanetlerin içinde bulunduğu sandığı (tabut) da düşmanlarının eline geçmiştir. Sadece yenilgi değil bir de bundan mütevellit yoğun bir manevi eziklik ve huzursuzluk yaşamaktadırlar.

Allah’ın Talut’u bir lider olarak yollaması Allah’u alem sadece peygamberin onu işaret etmesine bağlı kalmıyor. Talut’a, bu sandığı düşmanların elinden bir şekilde kurtarmak ve halkına geri getirmek suretiyle toplumun manevi ezikliğini ve kırıklığını ilk etapta giderecek, onlara büyük bir moral zafer kazandıracak bir başarıyla geliyor.

Sandığın getirilmesinin mucizevi bir yolla mı yoksa bu şekilde mi gerçekleştiği hususu çok açık değildir, ancak işin tabiatına uygun olanının bu olduğunu düşünebiliriz. Zaten bu yolla gerçekleşmesi bile o toplum için mucize kabilinden bir kahramanlıktır ve ezilmiş bir kavmi heyecanlandırmaya, onlarda savaşabileceklerine ve özgürleşebileceklerine dair bir umudun yeşermesine, üzerlerindeki ölü toprağının silkelenmesine yetecektir.

Tabut’un içerdiği sekîne tam da budur. Sekîne, zaten peygamber tarafından da teyit edilmiş olan Talut’un liderliğinin sosyolojik zeminini de, geleneksel meşruiyetini de yeterince temin eder. Sekîne biraz da karizmatik bir liderliğin sağladığı iklimdir. Bir Fetih sonrası ortaya çıkan iç huzuru ve birlik ve beraberlik duygusudur. O yüzden Fetih suresinde de geçer, Allah’ın müminlerin kalplerine indirdiği bir hal olarak sekîne, imanlarının üzerine iman katılsın, nimetini tamamlasın diye.

Ne var ki sekîne hali, lider etrafındaki birlik ve beraberlik, dava uğruna mücadele azmi, bağlılık, fedakarlık sonuna kadar aynı kıvamda devam etmez. Karizma veya asabiye tükenmez bir güç kaynağı değildir. Yol, tabiatı itibariyle değiştiriyor. Kimini yoruyor, kimini bozuyor, kimini kazandıklarını koruma telaşı sarıyor, kimini yolda gördüğü dünya nimetleri, ganimetler, şehvet ve iktidar hırsı daha fazla cezbetmeye başlıyor. Her şey İbn Haldun’un bedevilik-hadarilik modeline uygun olarak cereyan ediyor aslında.

Mazlum İsralioğullarının hasretle kavuşmayı bekledikleri, özgürlüklerinin sembolik ifadesi olan Sandığı getirdiği için karizmasına karizma katan Talut artık kavmini sürekli tehdit etmekte olan, onları ezmekte olan Calut’a karşı savaş için yola çıkmaya hazırdır. Ne var ki, liderliğine ancak bir mucizeden sonra inanabilmiş kavminin ne kadarının bu çetin yolculuğu göğüsleyebileceğine emin değildir. Zaferin kalabalıklarla ilgili olmadığını iyi biliyor. Az da olsa nitelikli, inançlı, liyakatli bir toplumun sayıca kalabalık ama inancı, ehliyeti ve liyakatı zayıf olanlara nasıl galip gelebileceğinin en derin marifetine sahiptir.

Yola çıkanları bekleyen daha nice imtihanlar vardır.

Diğer Yazıları