24 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
ÖĞLE'YE
KALAN SÜRE 5 SAAT 49 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Kürtlere kim ne vaat ediyor?

24 Haziran seçimlerinin kuşkusuz en önemli belirleyicilerinden birisi Güneydoğu oyları olacaktır. Bütün adayların Güneydoğu oylarını, başka bir deyişle Kürt oylarını almak için bir özel bir hırsları var. Ama bu oyları almak için ne yapıyorlar? Özelde Kürtlere, genelde Güneydoğu’ya ne vaat ettiklerine bakıldığında, Kürt sorununun, ilginç bir biçimde HDP de dahil olmak üzere bütün partilerin söylemlerinde tüketilmiş görülüyor.

Açıkçası, Erdoğan’ın dışında kimse Kürt sorununa dair dişe dokunur bir şey söyleyemiyor. “Kürtlerin bir devleti var zaten, o devlet Türkiye Cumhuriyetidir” diyerek, Kürtlerin Türkiye’nin eşit vatandaşları ve sahipleri olduğuna dair gelinen noktayı en çarpıcı biçimde ifade ediyor. Emperyalistlerin PKK ve uzantılarına kurdurmaya çalıştıkları oluşumların bölgede barışı, huzuru yok edecek, işgale öncülük edecek bir fitneden başka bir anlamı olmadığını anlatıyor. Kürt sorunu konusunda geldiğimiz noktada işin başında değil sonunda olduğumuzu örnekleriyle anlatıyor. Kürtçeye yasak, Kürt kimliğine baskı, inkar ve asimilasyon politikaları tamamen bitirilmiştir. “Kürt olmaktan dolayı bir baskı ve zulüm hissine kapılan biri varsa, doğrudan bana gelsin”. Oysa şimdi Kürtleri esir almaya çalışan, onları emperyalist işgalin hedefi haline getirmeye çalışan teröre karşı koruma zamanı. Bir sorun varsa şu anda odur. Bakmayın Muharrem İnce’nin Diyarbakır mitinginde avazı çıktığı kadar bağıran ses tonuyla “Kürt sorunu vardır, tanıyoruz” bağırmalarına. O bağırtı o meydanda hiç kimsenin ne gönlünde ne kulağında en ufak bir karşılık bulmuyor. Bir defa CHP için 90 yıllık, Türkiye içinse AK Parti yönetiminden beri yani 16 yıllık bir gecikmişliği var o sözlerin. O sözler bugün Diyarbakır’da tamamen tarih-dışı, bağlam-dışı, daha doğru bir ifadeyle münasebet dışı kalmıştır. Çünkü Kürt meselesi konusunda söylenecekler söylenmiş, yapılacaklar da Erdoğan tarafından yapılmıştır.

2015 yılının 12 Ağustos’unda Erdoğan yine aynı meydanda “Kürt meselesi vardır ve çözeceğiz” dediğinde, o sözün sözler içinde bir yeri olmuş, yüreklerin ta derinlerine işlemiş, anlamını ve münasebetini Diyarbakır’ın her evinde, Kürtlerin her neferinin gönlünde, hafızasında, yaşadıklarında bulmuştu.

Tabi o sözleri duyup, bu sözler dolayısıyla küplere binen birileri de vardı. Kürtlere seksen yıllık mezalimi reva görenler, zaten baştan beri hiç hoşlanmadıkları Erdoğan’ı tasfiye için başka bir neden daha kaydetmişlerdi. Erdoğan Kürt sorununu çözebilmek için o müstebit ceberutları karşısına almış, onların hedefi haline gelmişti. Defalarca darbe teşebbüsünde bulundular, tek başına iktidar olan partisine kapatma davası açtılar, yine defalarca suikast girişiminde bulundular. Buna rağmen Erdoğan yılmadı, demokratik açılım dedi, çözüm süreci dedi, “gerekirse baldıran zehiri içerim, yeter ki bu sorun çözülsün” dedi ve işi bu noktaya getirdi. Şimdi “Kürt sorunu yoktur” dediği zaman, bu söz, geçmişte bu sözü söyleyenlerden çok daha farklı bir şekilde anlamını buluyor. Eskiden bu sözü söyleyenler bunu Kürtleri inkar için söylüyorlardı. Oysa Erdoğan bu alanda yapmış olduklarını anlatmak için söylüyor ve yerden göğe kadar haklı. O yüzden sözleri karşılığını buluyor.

O yüzden bugün HDP de dahil, diğer partiler ve adayların Kürtlere söyleyebilecekleri yeni bir şey vaat edebilecekleri herhangi bir şey yok. Kala kala Selahattin Demirtaş’a özgürlük talep etmek kalıyor.

KÜRT SORUNU ARTIK DEMİRTAŞ’A ÖZGÜRLÜKTEN Mİ İBARET?

Düşünsenize bütün bir Güneydoğu ve Kürt sorunu gelmiş buna dayanmış. Diyarbakır mitinginde meydanı dolduran kalabalıklar Muharrem İnce ne anlatırsa anlatsın tek bir slogan attılar “Sılho’ya özgürlük”. İnce’yi dinlemeye gelenlerin hiç birinin ona oy vermeyeceklerinin, hepsinin de HDP-CHP dayanışması adına orada olduklarının işareti olmak bir yana, Demirtaş’ın özgürlüğünün Kürtlere sunulacak bir hakka veya bir vaade dönüştürülmesindeki garabete bakar mısınız? Meral Akşener de, Temel Karamollaoğlu da, Muharrem İnce de Kürtlere “Demirtaş’a özgürlük”ten başka bir şey vaat etmiyor.

Kürt oylarını almak veya Kürtleri memnun etmek için “Sılho’ya özgürlük” vaat etmenin neredeyse yeterli görüldüğü bir anlayış Kürtlere ne verebilir? Sahi Demirtaş’ın hapisten çıkması gerçekten Kürtler için şu anda yaşadıkları bütün sorunlardan daha önemli bir mevzu mu?

Esasen Demirtaş, bu halkın 7 Haziran’da kendisine 80 milletvekili vererek sunduğu müthiş siyaset fırsatını değerlendirmek yerine, PKK darbesine maruz kalarak adeta PKK’nın siyasi sözcüsü konumunu kabul ettiği andan itibaren zaten hiç de özgür olmadığını, PKK’nın ve onun arkasındaki güçlerin elinde rehin olduğunu göstermişti. Siz dışarıdaki Demirtaş şu anda içerdekinden daha mı özgür zannediyorsunuz? Demirtaş şu anda hapiste olduğu için o güçler tarafından yeterince kullanılamıyor. Özgürlüğünün istenmesinin tek sebebi bu.

Yarım yamalak dramlarla onun neden içerde olduğu gözden kaçırılamaz. O siyasi bir rakip olduğu için hapiste değil. Bilakis sadece Kobani olaylarında yaptığı kışkırtmalarla en az 53 kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor. O kışkırtma da arkasından gelen vahşi cinayetlerin hepsi toplumun gözlü önünde cereyan etti. Arkasından yine desteklediği hendek terörü, Suriye’deki kanton işgallerinin Türkiye’ye taşınması girişimleri ve bu esnada yaşanan katliamlardan dolayı yargılanıyor.

O yüzden Kürtler Demirtaş’a kendi emanetlerinin gereği olarak siyaset yapmak yerine siyaset imkanını terör örgütüne peşkeş çektiği için kızgınlar. Evlerini barklarını yıkarak, mahremine tecavüz ederek özyönetimcilik oynayan teröristlere siyasi sözcülük yaptığı için öfkeliler. Kürtleri temsil etmek yerine ülkeyi yabancı işgaline hazırlamaya çalışan terör örgütleriyle arasına hiçbir mesafe koyamadığı için kızgınlar.

Hem kızgınlar hem acıyorlar, çünkü bütün bunları kendi iradesiyle yapmadığını da biliyorlar.

Diğer Yazıları