18 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
ÖĞLE'YE
KALAN SÜRE 4 SAAT 52 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Kim, kimi imtihan ediyor? Kim neye sabrediyor?

Hayat özünde bir imtihandır, imtihan ise özü itibariyle zordur, zor olmasa adı imtihan olmaz dedik. Ancak bu sözlerin kimin tarafından kime hitaben söylendiği de önemlidir. Yani kim kimi imtihan ediyor? Kim, kimin kimi imtihan ettiğini söylüyor?

Bir vaaz dinlersiniz, vaaz aslında size hitap ediyor, insanların kötülüklerinden bahsediyordur. Siz bir anda kendinizi insanlardan ayrı tutarsınız, “insanlar çok kötüymüş” diye bir sonuç çıkarırsınız, o vaaz gelip size hiç uğramadan geçip gider. Veya tam tersine gelip sizin Ego’nuzu kaşır, enaniyetinizi daha da fazla artırır, başka insanların kötülüklerine dair, dolayısıyla sizin mükemmelliğinize, masumiyetinize, haklılığınıza dair bir de dini bir referans gücü kazanırsınız.

Alın size nefsimizin bize sıkça çekebildiği bir başka numara. O vaaz sizi size anlatıyor halbuki, başkasına bakmadan önce kendinize bakmaya davet ediyor. Hani moda tabirle “farkındalık” oluşturuyor. Nefsinizi tanımanıza fırsat sağlıyor. Allah’ın inayeti olmazsa, yolunuzu aydınlatan nuru yanmazsa, nasıl zayi olabileceğinizi fark etmenizi hedefliyor. Yoksa durumunuzu, yolunuzu, tavrınızı, amellerinizi her halükarda teyit etmeyi değil.

İmam Gazzali özellikle Kur’an okurken, sağlıklı öğüt almanın yollarından biri olarak müjdeleyici ifadelerden ziyade uyarıcı ifadeleri üzerine alınmayı tavsiye eder, tam da bu nedenden dolayı. Yoksa maazallah kılavuz olarak inmiş Kitab’ı okumak bile hidayeti artırmaktan ziyade delaleti artıran bir etki yapabilir. Tabii ki bu etki bizatihi Kitab’ın kendisinden değil, onu okuma biçimindendir.

Bana en büyük düşman yine benden başkası değil. Şimdi imtihandan bahsederken, hangi imtihandan bahsediyorum?Kendi imtihanımdan mı başkalarının imtihanından mı? Bir bakıma başkalarının imtihanından bana ne? Ben başkalarına vekil miyim? Sen başkalarına vekil misin?

İmtihanı hepimizi yaratan yapıyor, tek tek, her birimizi imtihan ediyor. Her birimize ayrı ayrı sorular sorarak. Daha önce karşılaştıklarımızdan farklı şekillerde gelir imtihan. Başkalarının karşılaştığından da farklı da olabilir, çok benzer de olabilir. Ama mutlaka yolumuzu bulacağımız ilkeler net bir biçimde verilmiştir. Ve elbette bu imtihanın bir parçası tam da bu hepimize verilmiş ortak ilkeler ve Kitabın rehberliği etrafında insan olarak birbirimize karşı sergilediğimiz duruşlardır. Bu duruşlarla ya birbirimize omuz verir, yardımlaşır, birbirimizi sever yoldaş olur veya birbirimizle karşı karşıya geliriz.

Ancak olayın imtihan boyutunda kimin kimi imtihan ediyor olduğunu bilmek çok önemlidir. Özellikle nefisle imtihana kimin hakkı ve yetkisi vardır? Yol arkadaşlığı için insanların birbirlerini tanımak için kendi özel amaçları için birbirlerini imtihan etmeleri gayet normal. Sosyolojik süreçler bütün gruplaşmaların, hizipleşmelerin, partileşmelerin bu güven oluşturucu denemelerle oluştuğunu gösterir. Bütün yol arkadaşlıkları bu sadakati öyle veya böyle, şu veya bu düzeyde arar ve bunu temin eden sınamaların yaşanması mukadder olur.

Oysa hayatın imtihan boyutundan bahsettiğimizde biraz daha ilahi boyutta bir imtihandan bahsediyoruz demektir. Doğru, bir Müslüman için ilahi boyuttaki bir imtihanın siyasi boyuttaki bir imtihandan ayrıştırılabileceği seküler bir düzey yoktur. Kişi sevdikleriyle özdeşleşir, onlarla beraberdir ve onlarla yoldaştır, o yolda herkesle aynı hızda olmasa da..

***

Daha önce yazdığım imtihan yazısına ilave olarak bu yazıyı yazmaya sevk eden, orada kullandığım bir ifadenin birçok internet sitesinde yanlış aksettirilmesinden, ifadelerimin hiç istemediğim şekilde alevlendirilmesi oldu.

“Alevlendirmek”, tam da olayın tabiatına uygun bir ifade. Ortada bir fitne ateşi varsa, ona biraz da ben benzin döküp daha da “alevlendireyim” diye bir istidadım yoktur, inşallah. “Ekrem İmamoğlu’nun seçimlerin yenilenmesiyle birlikte girdiği yarım yamalak bir dramı, sayın Abdullah Gül’ün sözleri bile tam bir drama çevirmez, boşuna umutlanmasın” anlamındaki ifadelerimin bir çok internet sitesinde “Abdullah Gül’e Aktay’dan ağır sözler: Boşa umutlanmasın” şeklinde yansıması biraz böyle bir şey, yani zaten var olan fitnenin biraz daha alevlendirilmesine bir katkı gibi olmuş.

Oysa orada umutlanmasın dediğim Gül değil, İmamoğlu. Abdullah Gül’e açıkça demek istediğimi yıllarca aynı davaya baş koymuş biri olmaktan doğan hukukum ve görevimle söylemişim zaten:

“YSK’nın seçim iptali ile 367 zulmünü aynı kefeye koymak çok büyük bir zulümdür. İstanbul seçimlerinde kimseye zulmedildiği yok. Kimse İmamoğlu’nu başkanlık yarışından bile engellemiyor. Sadece tamamlanmamış bir seçim tamamlanmaya çalışılıyor. Oyların birbirine bu kadar yakınlığı böyle bir itiraza da böyle bir YSK kararına da çok normal bir haklılık kazandırıyor zaten. Oysa sayın Gül’ün ve onun nezdinde bütün bir AK Parti camiasının maruz kaldığı büyük zulüm, bu camianın seçme ve seçilme hakkından soykırımcı bir dışlamayla mahrum bırakılmasıydı.”

Sayın Gül’ü yaptığı bu kıyasın yanlışlığını düşünmek üzere vicdanına müracaat etmeye davet edebilirim. Ama orada “Gül boşa umutlanmasın” sözü benim sözümün de kastımın da üslubumun da dışındadır. Ortada bir fitne var ve bu fitneyi söndürmeye katkı yapanlardan olmama adına bu düzeltmeyi yapmayı vicdani bir sorumluluk addediyorum. Gerisi yine sayın Gül’e veya bu yolu paylaşanlara kalmış tabii.

En büyük imtihanımızın nefsimizle olması, birbirimizi nefsimizle hoyratça kaldıramayacağımız imtihanlara itme hakkı doğurmuyor elbet. Ne yazık ki, bir üslupsuzluk, bir düzeysizlik insanları bu tür hadsizce imtihanlara zorluyor ve itiyor. Kraldan fazla kralcılar, hayatında dava için bir insanın gönlünü kazanmamış, taş üstüne taş, baş üstüne baş koymamış, toplamaktan fazla hep dağıtmakla, sevdirmekten çok nefret ettirmekle meşgul cellatlar, fitne ateşine habire benzin döküyor ve alevlenen fitneyi söndürmeye kimsenin gücü yetmediği bir noktaya vardırıyor işi.

Bunu da görüyor ve Allah ıslah etsin diyor, yine de Allah’ın yemin ettiği Asr’a bakarak “sabır tavsiye ediyoruz”.

Diğer yandan elbette birilerinin zorluyor olması o imtihana itilenlerin bütün hareketlerini mazur kılmaz. İmtihan gerçekten zordur. Allah istikamet üzere kılsın.

Diğer Yazıları