21 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
ÖĞLE'YE
KALAN SÜRE 1 SAAT 14 DAKİKA
İbrahim Karagül

İbrahim Karagül

İçerideki ‘tarihi ıskalayanlar’ utansın!

Türkiye’nin büyük gücü kendisi ve iddiasıdır. Bu; coğrafyasından, yüzyıllara dayanan devlet tecrübesinden, tarih yapıcı rolünden, geleceğe dönük hesaplarından beslenir. Türkiye ile ilgili her şey güçle, iddialarıyla tanımlanmıştır.

Türkiye’nin en büyük zaafı, zayıflığı da kendisidir. Bu zayıflığı da kendisinden, coğrafyasından, yüzyıllardır hiç kesilmeyen çok büyük iç ve bölge hesaplaşmalarından gelir. Türkiye her zaman içeriden durdurulmuş, durdurulmaya çalışılmıştır.

BÜYÜK YÜKSELİŞLERİN MİMARLARI VE KÜÇÜK HESAPLARIN KÖTÜLERİ..DÜĞÜMÜ GÜÇLÜ LİDERLER ÇÖZER..

Anadolu’daki bin yıllık siyasi tarihimiz hep bu zıtlık, bu çatışma içinde geçmiş, yüzyıllarımız büyük yükselişlerin mimarları ile bu yükselişleri durdurmaya dönük kötülüklerin hesaplaşması olmuştur.

Bu düğüm, çoğu zaman güçlü liderler tarafından çözülmüştür. Bölgesel ve küresel ölçekte güç hareketliliklerini çok iyi yorumlayan, buna bağlı akıl inşa eden, bazen çok sert bazen de zamana yayılmış bir dönüşüm izleyen öncüler, devletler sürekliliğini sağlamış, liderlik ettiği ülkeyi bütün güç haritalarının merkezine yerleştirmiştir.

YÜKSELİŞİMİZ DE ÇÖKÜŞÜMÜZ DE DÜNYAYI SARSAR, TARİHİ DEĞİŞTİRİR.

Türkiye, gücü hiç bir zaman kendisiyle sınırlamamıştır. Her zaman çevresine yayılmış, çevresine de güç katmış, birlikte iddialarla birlikte büyümüştür. Yükselişlerimiz de çöküşlerimiz de dünyayı sarsmış, coğrafya biçimlendirmiş, tarih inşa etmiştir.

Şimdi, yeni bir dünya biçimlenirken, bir Selçuklu gibi, bir Osmanlı gibi yepyeni bir güç inşası başlamış, yepyeni bir tarih ve coğrafya şekillenir olmuş, tam bu dönemde bir Türkiye yükselişi mucizevi biçimde kendini göstermiştir.

Şimdi de yükselen sadece Türkiye değil, “Türkiye Ekseni’dir. Sadece Anadolu değil, sadece Türkiye sınırları değil, bir coğrafya bilincidir.

YAVUZ COĞRAFYAYI TOPLADI,KANUNİ AVRUPA’YI SALLADI FIRAT’IN DOĞU’SUNA GİRMEDEN BU YÜKSELİŞ DEVAM EDEMEZ..

Bu yüzden de, yeni yükselişle birlikte eski taktikler tekrar devreye sokulmuş, içeriden ve yakın çevreden zaaf alanları harekete geçirilmiş, “Türkiye’yi durdurma” diye bir küresel öncelik oluşturulmuş, buna bağlı içeride ve coğrafyada cepheler inşa edilir olmuştur. Tarihimizin her döneminde bu böyledir, yine böyle olmaktadır.

Osmanlı Anadolu birliğini sağlamasaydı, Batı’da bu kadar güçlü olamayacaktı. Yavuz Sultan Selim coğrafya birliğini sağlamasaydı Kanuni Sultan Süleyman Avrupa’yı titretemeyecekti.

Bugünün Türkiye’si de “içerideki çokuluslu cephe”yi dağıtamazsa, Suriye’nin kuzeyinde kurulan “Türkiye Cephesi”ne müdahale edemezse, Fırat’ın Doğu’sundan gelen tehdidi önleyemezse bu yükselişi devam ettiremeyecektir.

AMA BİZ BU ENGELLERİ HEP AŞTIK. YÜRÜYECEĞİMİZ YOLU HEP BİLDİK.

Ama biz şunu biliyoruz; ne zaman yükselişe geçsek, bu engelleri de aşmayı hep bilmişizdir. Yükselişi de, bu engelleri aşmayı da öğreten bir akıl hep varolmuştur. Yeter ki küresel konjonktür müsaade etsin, yeter ki, güç haritası bize alan açsın, yeter ki tarih yeni bir fırsat üretsin, biz yürüyeceğimiz yolu hep bilmişizdir.

İşte bugün, o akıl yeniden harekete geçmiş, güç bütün bağlarından boşanmıştır. Çünkü dünya sistemi çökmüş, yeni sistem kurulamamış, güç dağılmış, Türkiye bu boşluktan çıkış yolunu bir kez daha bulmuştur.

Bu güç, bir kez harekete geçti mi, hiçbir engel onu durduramamıştır. Zamana yayılmış, bazen hızlanmış bazen yavaşlamış ama asla durmamıştır. Tarihe dönüp bakan herkes bunu görecektir.

BM’DEKİ O KONUŞMAYI ERDOĞAN’DAN BAŞKA HİÇBİR LİDER YAPAMAZDI..

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı, bugünün dünya liderlerinden hiç biri yapamazdı. Yapmazdı değil, yapamazdı.

Hiçbir ülke lideri, ne kadar güçlü olursa olsun, böyle bir sorumluluk duygusunu, adalet ve vicdan duygusunu bu kadar güçlü ifadelerle bütün dünyaya ilan etmezdi, edemezdi.

Erdoğan’ın o konuşması bir şov değildi. Çin Seddi’nden, Keşmir’den Afrika ortalarına, Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e kadar bir siyasi dilin, bir kimliğin sesiydi.

Atlantik’ten Pasifik kıyılarına uzanan ve yeryüzünün “Orta Kuşağı”nı oluşturan coğrafya, yüzyılların derinliğinden geleceğe yönelen bir aidiyetti.

O KONUŞMA, O SES,COĞRAFYANIN, GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN İDDİASIYDI

Sadece haksızlıkları dile getirmek değil, yeni bir dünya inşa etmeye, varolanı sorgulamaya dönük küresel ölçekte bir sözcülüktü. O sözler, o konuşma tarzı, o itiraz, bu coğrafyanın, geçmişin iddiasıydı. Şimdi geleceğin de iddiası oldu. Türkiye’nin yürümekte olduğu yolun ilanıydı, yeni yükseliş çağının söylemiydi.

Erdoğan’ın konuşmasını sadece Türkiye’ye bakarak değerlendirmeyin. Bugünün dünyasına, Doğu’ya ve Batı’ya, küresel ölçekte yeni siyasi eğilimlere, devletlerin kendini korumak için yürüttüğü arayışlara, geleceğe dönük hesap ve kaygılara bakarak değerlendirin.

İMPARATORLUK MİRASI OLANLAR TARİHİ TEZLERİNE, OLMAYANLAR ULUSAL İDDİALARINA DÖNÜYOR…

Ulusüstü bütün yapılar çöktü. Devletleri sınırlayan bütün sözleşmeler ve teamüller çöktü. Demokrasi, özgürlükler üzerinden bir dünya yönetilmiyor artık. Merkez ülkeler bile açık tehdit altında, hiçbir ülke kendini güvende hissetmiyor.

İmparatorluk geçmişi olanlar tarihi tezlerine, olmayanlar ulusal iddialarına dönüyor. İmparatorluk mirası taşıyanlar küresel ölçekte, olmayanlar ulusal ölçekte savunma kalkanlarına güç veriyor. Her devletmerkez iktidar alanını güçlendiriyor. Tanımı yapılamayan bir belirsizliğe hazırlanmaya çalışıyor.

Her ülke, güç alanlarını yeniden keşfediyor. Kimi coğrafya kimliğine ve ortaklıklarına, kimi ırkçılığa, kimi askeri güce yatırım yapıyor. Hangi alanda güç inşa edebiliyorlarsa oraya yöneliyorlar. Artık her ülke vesayetle, himaye ile, ittifak üyelikleriyle ayakta kalamayacağını biliyor.

TÜRKİYE BİR ÇOK ÜLKEDEN HAZIRLIKLI

ABD’ye bakın, Rusya ve Çin’e bakın, Hindistan ve Almanya’ya bakın hepsi kendi güç havzasına yöneldi. Türkiye, buna en erken başlayan ülkelerden biridir.

Bu yüzden Türkiye’nin Selçuklu/Osmanlı geçmişini bugüne taşıması, coğrafyasının her köşesiyle ilgilenmesi, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmesi, savunma alanına olağanüstü ağırlık vermesi, ikili ve çok boyutlu ilişkilerini yeniden tanımlaması, tehdit ve güç kavramlarını yeniden yorumlaması bundandır.

GÜÇLÜ LİDERLER ÇAĞI VE DÜNYAYI PEŞİNDEN SÜRÜKLEYEN ÜÇ LİDER.

Bunların yanı sıra; güçlü liderlerin başını çektiği, yönettiği, şekillendirdiği yeni bir dünya oluşuyor. Devletler, kurumlar, siyasi söylemler, politik hesaplar, yerleşik sistem liderlerin gerisine düştü. Önceden liderler yerleşik sisteme göre şekil alırdı, yeni dönemde yerleşik sistemler liderlere göre biçimleniyor. Bu alanda en çarpıcı örnekler Erdoğan, Putin, Trump’ın siyasi yürüyüşü, politik karakteridir.

Bugünün dünyasında üç güçlü lider dünyanın bütün gündemini belirliyor. Bunlara Çin ve Hindistan devlet başkanlarını da eklemeliyiz. Şüphesiz Erdoğan, içerideki bütün kirli kampanyaya, siyasi körleştirmeye, zihinleri bulandırmaya dönük fırtınalara rağmen, tarih ve coğrafya inşa edici bir rol oynuyor.

Kıskançlıktan çatlasalar da bu böyledir.


İÇERİDE TARİHİ ISKALAYANLAR!


BM Zirvesi’nden Trump’ın bir sözünü de hatırlatalım: “Gelecek küreselcilerin değil, vatanseverlerin olacaktır.”

“Küreselcilerden ihale kapma yarışına giren içerideki mandacılar”a duyuruluyor. “Türkiye’yi durdurmak” için içeride cephe kuranlar her büyük yükselişte yanlış adrese oynayanlar gibi silinip gedeceklerdir.

Onlar büyük hayaller kurarken aslında tarihi ıskaladılar!

Diğer Yazıları