16 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İMSAK'A
KALAN SÜRE 3 SAAT 38 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

İbrahim’i kim anlayabilir?

Kurban bir imtihan olarak ilk insandan beri var olsa da bizim her yıl bayram olarak tekrar temsil etmeye çağrıldığımız olay özel olarak Hz. İbrahim’in büyük imtihanıdır. İbrahim’in “biricik” oğlunu, -çok ileri yaşlarına doğru, elden ayaktan düştüğünü hissettiği zamanlarda, o zamana dek kendisine verilmediği halde bu yaşında bir hediye olarak kendisine verilmiş olan biricik evladını- kurban etmesi istendiğinde, yaşamaya başladığı duygu fırtınalarının ortasına bir nebze katılmamız isteniyor her yıl.

İbrahim’in gerçekten neler yaşamış olduğunu bugün kim ne kadar anlayabilir? Biz onun kendi evladını kurban edebilecek bir seviyeye gelmişken, o seviyeye gelinceye kadar yaşadığı büyük acıları, sıkıntıları, buna mukabil onun sergilediği sabrı, metaneti, kendisine yaklaşıp vesveselerini fısıldamaya çalışan şeytanı her seferinde kovuşunu ne kadar anlayabiliriz?

İbrahim’in en çetin imtihanı yaşayarak rahmeti bol Allah’ın onun feda etmeye hazır olduğunu kanıtladığı evladının yerine bir fidye olarak verdiği koçu tekrar Allah’a yaklaşmak için kurban ediyoruz her yıl.

Onun verdiğini tekrar ona verdiğimizin farkına varmamız bekleniyor, farkında mıyız gerçekten? Dünyada çalışıp çabalayıp kazandığımızı zannettiğimiz şeylerin nihayetinde bize ait olmadığını tam olarak anladığımız an, son nefesimizi verdiğimiz an. O an her şeyin hakikatine de vardığımız andır. Dünyada bize ait olduğunu sandığımız hiçbir şeyin bize ait olmadığını, her şeyin bize O’nun tarafından, yine O’na iade edilmek üzere verilmiş olduğunu anladığımız an. O’na ait olanı kendimizin sanıp ihtiyaç sahiplerinden esirgediğimizde nasıl bir cehalete düçar olduğumuzu hayıflanarak fark ettiğimiz an.

Kurban tam da o an gelip çatmadan önce, gelip çattığında hiçbir pişmanlığın bir fayda vermediği o andan önce o hakikate bizi aşina kılma işlevini yerine getirir. Ölmeden önce ölme tecrübesi..

Hakikat şudur ki hepimiz Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz. Bu dünyada biriktirdiğimiz farklar, kimlikler, maddi ve sosyal varlıkların hepsi, bize verilmiş olanlarıyla veya kendimiz kazandık zannettiklerimizle, hepsi de bidayetinde ve nihayetinde O’na aittir.

Biz olmasak da bu dünya dönecektir, ta ki Allah’ın kendisine takdir ettiği yere kadar. İmtihan bir kere ve bütün zamanlar için kazanılan bir olay değildir. İnsan akıl, idrak ve ruh seviyesine göre imtihan edilir. Bir kez bir imtihandan iyi geçti diye bir insan bütün insanlar üzerinde seçilmiş, üstün bir mertebeye sahip olmaz. İmtihan sahnesi her aşamada yeniden kurulur, üstelik bu sefer çıta biraz daha yükseltilmiş olarak.

İlk insandan bu yana tekrarlayan kurban yılda bir kez bütün sembolizmiyle bir ibadet olarak kutlansa da aslında kurban hayatın bir rutini. Her anımızda, yaptığımız tercihlerle kime yaklaşıp kimden veya neyden uzaklaştığımızı ortaya koyarak kat ediyoruz hayat yolumuzu. İbrahim’in yaşadığı olayı her yıl temsil etmemiz dünyadaki varlığımızın , kurban ede ede kat ettiğimiz hayat yolunun köklerinin nerelere kadar gittiğini unutmamamızı, o köklerden kopmamamızı sağlıyor.

İbrahim’in Kurbanı bir kerede olup bitmiş, bizi ilgilendirmeyen bir hadise değil, onda her gün hayatımıza ışık tutacak, yaşamakta olduklarımızı başka bir gözle tekrar değerlendirmemizi temin edecek dersler vardır.

Bu dersleri kim verecek, kim alacak?

Araya başka kimsenin girmesine hiç gerek yok. Hikaye bütün dehşetengizliğiyle kendisini anlatıyor zaten. Herkese kendi seviyesine göre… İnsanların bu hikayeden neden senin anladığını anlamıyor olduğunu bir noktadan sonra çok da dert etme, insanlar her şeyi senin anladığın gibi anlamak zorunda da değiller. Esasen mucize geldiğinde bile, Allah’ın ayetleri ortaya konulduğunda bile, herkesin her şeyi aynı şekilde anlaması takdir edilmiş bir şey değil. Allah’ın ayetleri bile kimini hidayete erdirirken kiminin sapıklığını daha da artırmıyor mu?

İbrahim’in hikayesi ve onun günümüze kadar uzanan birkaç bin yıllık tarihi, bize her şeyden önce tarih içinde ne kadar küçük bir dilimde yaşadığımızı hatırlatıyor. Bizden önce nice nesiller gelmiş geçmiş, nice başarılara imza atmış, nice şehirler, devletler, medeniyetler kurmuş. Hepsi de kendi kurdukları bu medeniyetlerde kendilerini ne kadar da ayrıcalıklı, ne kadar da farklı, ne kadar da üstün, eserleri ve nesilleri sayesinde ilelebet yaşayacak gibi gördüler. Şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor.

Bizden bir şey isteyenlerden esirgediğimiz yardımlar, ülkemize sığınmış muhtaç insanlara karşı sergilediğimiz merhametsizlik ve cimrilikler bu hakikatten ne kadar uzak olduğumuzu göstermiyor mu?

Bir noktadan sonra biz olmasak bu dava ortada kalır, yapılmış onca iş yarım kalır diye ağlaşıp durmanın bir anlamı yok diyor bu gerçek. Zalimlerin hükmü ilelebet payidar kalmayacağı gibi, iyiler de kendilerini bu dünyanın vazgeçilmezleri olarak görmeye başladıkları anda bu hakikatten uzaklaşmış olurlar. Uzaklaştıkları ölçüde de zalimlere benzemeye başlarlar. Unutmamak lazım, İbrahim’in yolunda mücadeleler savaş meydanlarında kaybedilmez, düşmana benzemeye başladığında kaybedilir. Uyanık olmadığında, sürekli bir kulağını hakka açık tutmadığında ise zamanla nefsin ve şeytanın iğvalarına kapılarak düşmanına benzemek mukadderdir.

İbrahim’i Halil’i olduğu Allah seçeceğini ve insanlara önder kılacağını vaat ettiğinde “benim neslimi de” demiş de Allah zalimler topluluğuna ahdinin ulaşmayacağını söylemişti (Bakara, 124). Demek ki Hz. İbrahim o büyük imtihanla ne kadar yüksek makamlara ulaşmış olsa da, onun bu makamları kendi torunlarına kendiliğinden, bir miras olarak bir garanti bırakmış olmayacaktır.

İbrahim’in tarihleri aşan ve günümüze kadar seslenen hikayesi bir yandan her birimizin tarih içinde ne kadar önemsiz, ne kadar hiç olduğumuzu gösteriyor. Hepimiz O’na aitiz, bize ait sandığımız hiçbir şey bize ait değil. Vermemiz istenen sadakalar, zekatlar ve mallar da bize ait değil, sunmamız istenen kurban da. O’na kurban olarak sunduğumuz koç da O’nun bize lütfedip hediye ettiği bir şey.

O kurbanların O’na ulaşmayacağı yönündeki uyarı, o kurban eyleminin bir öneminin olmadığını göstermiyor. Ona ulaştırmaya çalıştığımız şey zaten O’na ait. Kime neyin minnetini ediyoruz?

İbrahim’in hikayesi bir yandan tarih içindeki küçüklüğümüzü, hatta hiçliğimizi hatırlatırken, yine de bizi önemsiyor, bu kutlu hikayeyi temsil görevi veriyor. Her birimizi bekleyen benzer mücadeleler için birer İbrahim gibi hazırlıyor.

Bayramınız mübarek olsun.

Diğer Yazıları