8 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İMSAK'A
KALAN SÜRE 3 SAAT 52 DAKİKA
Siyaset

İbrahim Kalın'dan katliama ilişkin açıklama

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Yeni Zelanda'daki katliama ilişkin "Saldırı Müslümanlar tarafından olsaydı, dünya ayağa kalkardı" dedi. Teröristin Türkiye ve İstanbul'la ilgili sözlerine değinen Kalın, "Biz buradayız, böyle bir şeye güçleri yetiyorsa buyursunlar" dedi.

İbrahim Kalın'dan katliama ilişkin açıklama
0 YORUM YAP

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Habertürk'te Açık ve Net programında Kübra Par'ın gündeme dair sorularını yanıtladı. Kalın, Yeni Zelanda'daki katliama ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu. 

Kalın'ın açıklamalarından satırbaşları:

Öncelikle bu saldırıda hayatını kaybeden Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu hunharca saldırı son günlerde rutin hale gelen hadiselerden biri olarak yaşandı. Hayatını kaybeden kişilerle ilgili henüz kimlik tespitleri tam olarak yapılmış değil. Yaralılar içinde 3 tane Türk vatandaşımız var. Bir tanesiyle sayın Cumhurbaşkanımız görüştüler. Büyükelçimiz sürekli onlarla temas halinde. Ağır yaralı ve yaralı olan yaklaşık 47-48 kişi var. Bizdeki bilgiye göre henüz kayıp, aranan Türk yok. Bu 3 kişi kimlikleri tespit edilip hastaneye kaldırılan kişiler.

"Saldırı Müslümanlar tarafından olsaydı, dünya ayağa kalkardı"

Bu tür saldırılar Norveç'te benzer, Amerika, Fransa'da saldırılar oldu. Bunları altalta koyduğunuzda olayın işleniş şekli, arkasında yatan ideolojik örgü, kendilerine göre tarihi perspektif, olayın takdim edilme şekli, umut ettikleri sonuçlar. Bunları altalta koyduğunuzda bir kişinin tek başına oturup yapacağı bir eylem olmadığı anlaşılıyor. Özellikle Batılı, hristiyan kişiler yapılan eylemlerde 'yalnız kurt, sorunları vardı, psikolojik sorunları var' diyerek olayı sıradanlaştırldığına tanık olurduk. Tersi olsaydı, bugün dünyayı ayağa kaldırmış olurlardı.

"İlk yapılması gereken kriminal örgütün açığa çıkartılması"

Saldırıyı yapan kişi, manifestosuna baktığınızda, sosyal medya paylaşımlarından bir tanesi de bu eylemi tabi olduğu tapınak şovalyelerinin onayladığını söylüyor. Tapınak şovayeleri hıristiyan tarikatıdır. Avrupa'dan Kudüs'e gelen, seyahat esnasında yolculuk yapan seyyah, asker, maceracıları hem korumuş hem de finansal işlemlerini yapmış bir örgüt. Daha sonra kilise ile ters düştüğünde kilise tarafından aforoz edilmiş bir örgüt. Daha sonra yeraltına girdiğini görüyoruz. Bu teröristin bu tarihi atfı yapması bile başka bir networkun hala devam ettiğini gösteriyor. İlk yapılması gereken kriminal örgüt yapısını açığa çıkarılacak adımların atılması gerekmektedir.

"Ana akım siyaset meşrulaştırdı"

Belli çevreler, İnsan Hakları Örgütü, dini çevreler, siyasiler şüphesiz bu saldırıyı kınıyorlar. Bunlar sistemi bir bütün olarak harekete geçirmeye yetmiyor. El Kaide, DEAŞ gibi örgütlerde bütün sistem harekete geçiyor. İstihbarat örgütleri, medya, think thanklar sistem bütünüyle harekete geçiyor. Ama müslümanlara dönük bu tür saldırılar sözkonusu olduğunda kınama açıklamaları yapılıyor, telin ediliyor hadise. Bunu bekleyen muhiti ve iklimi ortadan kaldırılacak adımlar atılmıyor. Bu bir kişinin tek başına yaptığı hadise olarak görüldüğünde olayı çok basite irca etmiş oluruz. Bu bir iklim meselesi. Son zamanlarda Avrupa ve Amerika'da bu iklimi besleyecek ortam oluşturdu. Sağcı, göçmen karşıtı, ırkçı. Ana akım siyaseti temsil etmesi gereken merkez partileri siyaseti doğru eksene oturtmak yerine tavizler vererek bu hareketleri söylemleri adeta meşrulaştırıyor.

"Avrupa'daki aşırı sağ ABD'deki Evanjelizmden bağımsız değil"

49 masum insan katlediliyor. Hunharca canlı olarak yayınlanıyor. Avustralyalı senatörün bunları görmemesi mümkün değil. Çıkıp bu saldırıyı meşrulaştıran, temize çıkarmaya çalışan tırnak içinde gerekçelerini açıklayarak onu sıradanlaştırmaya, normalleştirmeye çalışan açıklama yapıyor. Tabii ki Avusturalya'nın Başbakanı'nın açıklaması makul. Bunları biz Avrupa'da yükselişe geçen aşırı sağ, Amerika'da yükselişe geçen Evanjelizm'den bağımsız düşünemeyiz. Zaman zaman bunlara siyonist çevrelerinin de eklendiğini görüyoruz. Göçmenler batılı ülkelere gelmek suretiyle medeniyetimizi çökertecek diye bir paranoya ile hareket ediyorlar.

Aynı zamanda terörörü estetize eden bir yaklaşım eden bir yaklaşım bu. İşte silah, canlı yayın vesaire. Arrendt kötülüğün sıradanlaşması diye bir kavram kullanmıştı. Kötülüğün sıradanlığı, banalliği diye ifade etmişti. Şunu kastediyordu, AChman o sistemin içindeki sadece bir tanesiydi. Achman bana verilen emirleri yerine getirdim, getirmeseydi suç işlemiş olurdum, demişti. İnsanın kanını donduran duyarsızlığı Arrentd tarafından kötülüğün sıradanlaştırılması diye kavramsallaştırılmıştı. Aksi olsaydı Müslüman bir kişi yaptığında bütün müslümanlar baskı altında tutulur, çıkın açıklayın, sizin böyle olmadığınızı dünyaya deklare edin denir.

"Yarım kalan Haçlı seferlerini tamamlamaya çalışıyor"

İsrail'de El Halil'de bir tanesi çıktı, bugünkü gibi katliam yaptı. Hiç kimse bunu İsrail'e, yahudileğe bağlamadı. Bu adam bir psikiyatristi. Hep bunlar üzerinden sıradanlaştırıldı. Tersi olduğunda bütün müslümanlar töhmet altında bırakılır, benzer bir sorgulama hıristiyanlar için yapılmaz. Bu kişi kendini tapınak şovalyeleri ile özdeşleştiriyorsa, ben Viyana kuşatmasının, İstanbul'un fethinin intikamını alacağım diyorsa, bulunduğumuz İstanbul'a da atıflar var. Bunun arkasında çok derin bir zihniyet yapısını görüyoruz. Bir yeni Haçlı anlayışına evriliyor. Haçlı seferlerinin yarım bıraktığını tamamlamaya çalışan kişiler olarak görüyorlar kendilerini. Böyle bir mühit ve iklim var.

"İslam'ın ortaya koyduğu anlayışı meydan okuma gibi algılandı"

İslam'ın koyduğu tevhid inancı, teslisi reddeden, Hz. Meryem'i zikreden, Hz. İsa'yı Allah yerine koymuştu. O dönemin hıristiyan dünyası için bu anlayış meydan okuma olarak algılanmıştı. Kuran-ı Kerim üzerinden gidenler bir müddet sonra konuyu Hz. Peygamberimize çevirmişlerdir. Peygamberimize atfedilen imaj birtakım fantezileri, korkuları yansıtır. Hayatıyla ilgili anlatılan hurafeler, uydurulan hikayeler. Bütün bunlar böyle bir kişinin getirdiği din hak din olamaz demek için inşa edilmişti.

İslam ve şiddet o kadar derinlemesine bize ezberletildi ki. Bizde bile zaman zaman sorgulamaya giden insanları görüyorsunuz. Ama hıristiyanlıkta bu sorgulama yapılmıyor. Biz eğer İslam terörizmi, müslüman terörist gibi tabirlere karşı çıkıyorsak aynı şekilde hıristiyan terörizmi, yahudi terörist gibi kavramlara karşı çıkmalıyız. Böyle bir düşmanlık üretmemeliyiz. Bu tuzağa düşmemeliyiz. Yapan kişiler kimlikleri, ideolojik yapıları, arkaplanları nedir ortaya çıkarılması lazım. Bu zihniyetin kriminalize edilmesi lazım. Etki çevrelerinin deşifre edilmesi lazım.

Bu ayrımları doğru bir şekilde yaparak şiddetin her türünü, terörün her türüne gerçek anlamda karşı çıkmak lazım. Acısı ortak olan insanlar yas tutabilirler. Batı'dan gelen açıklamalar var. Ben bu açıklamalara baktığımda bunların fazlasıyla diplomatik, işin esasına taalluk etmeyen açıklamalar olduğunu görüyorum. Bu açıklamalar elbette önemlidir, yapılmalıdır bir itirazım yok. Ama mesela Beyaz Saray'ın yaptığı açıklamaya, sayın Trump'ın açkılamasında olayın failiyle ilgili tek bir cümle yok. Bu terör eylemini yapan kişinin zihniyetine dair tek bir cümle yok.

Bu saldırıyı adı Müslüman olan bir kişi yapsaydı, mutlaka onun inanç sistemi, kültürel arka planıyla ilgili çok sert ifadeler kullanıldı. Bugünkü açıklamalara bakıyorum, bu kişinin zihniyet yapısı, manifestosu, hangi referanslarla hareket ettiği ortada ama buna dair tek bir cümle olmadığını görüyoruz. Tepki birtakım duygusal tepkinin ötesine geçmiyor. Üzüntü ifadeleri, taziye ifadeleri yayınlanıyor. Hukuki, sosyolojik, siyasi, dini boyutu hakkında bir adım atılmıyor. Neredeyse her yıl birkaç tane böyle bir büyük olay yaşanıyor.

Demek ki böyle bırakılmaya devam ederse biz bu katliamları t ekrar yaşayacağız. Peki Batının harekete geçmesi için kaç Müslümanın ölmesi, kaç masum insanın hayatını kaybetmesi lazım? Bir meydan okuma olarak söyleyelim, Paris'te yürüyenler Yeni Zellanda'da öldürülen 49 kişi için yürüyecekler mi? Bence gerçek test budur. Yürürlerse o zaman onların samimiyetine inanabiliriz. Bu hadiseyi asla küçümsememek lazım. Bu anlık iletişim çağında her gün yeni başlıkların atıldığı, son dakika haberlerin girdiği bu çağda iki gün sonra bu da unutulacak, başka gündemler ortaya çıkacak. Bu tür hassasiyetleri göstermezsek başkaları ortaya çıkacak.

Sabah Cumhurbaşkanımızla konuyu görüştük. Açıklamalar yapıldı. Cumhurbaşkanımız Yeni Zelanda Başbakanı ile görüştü. Başkan Yardımcımız Fuat Bey ve Dışişleri Bakanımız Mevlüt Bey, Yeni Zelanda'ya gidecekler. Belki başka ülkelerden de o düzeyde katılımlar olabilir. Ne kadar güçlü olursa o kadar iyi olur. Batılı ülkelerden de temsilcilerin mutlaka orada olması gerekir. Bu saldırı tüm insanlığa karşı yapılmış bir saldırı. Çoğulculuk, birarada yaşama kültürü gibi kavramlar müslümanlar sözkonusu olduğunda bir anda tüketiliyor.

Bence Batı'da çoğulculuğu müslümanlara karşı yapılan muamele üzerinden sorgulamak lazım. Karl Marx 'Yahudi Sorunu'nda yahudileri eşit olarak kabul ettiği an bu testi geçeceğini söylüyordu. Marx aslında çok doğru test yapmıştı. İkinci test şu anda müslümanlar üzerinde yaşanıyor. Avrupa'da gerçekten çoğulculuk, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi kavramları konuşacaksak, bunun en güzel testi Müslümanlara karşı uygulanan politikalardır.

"Güçleri yetiyorsa, buyursunlar gelsinler"

Bize gelen spesifik bir istihabarat yok. Arkadaşlarımız teyakkuz halinde. Bu sapık caninin özellikle İstanbulumuzla ilgili kullandığı ifadeler oldukça manidar. Konstantinapol bizim olacak gibi ifadeler kullanıyor. Biz şu anda İstanbul'dayız, İstanbul'un Avrupa yakasındayız. Bugün İstanbul'an Avrupa yakasında Beril hocamızın cenaze namazının yanısıra Yeni Zelanda'da katledilenler için gıyabi cenaze namazı kıldık. Biz buradayız, böyle bir şeye güçleri yetiyorsa buyursunlar gelsinler.