11 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İKİNDİ'YE
KALAN SÜRE 59 DAKİKA
Murat Bardakçı

Murat Bardakçı

Gizli, yavaş ve sessiz deprem!

Depremin âşikârından yani görünür olanından çok çektik, şimdi de gizlisi çıktı!

Dün internette dolaşan habere göre İngilizler’in meşhur “Guardian” gazetesi İstanbul’da 2016’nın yaz aylarında 5,8 büyüklüğünde bir depremin meydana geldiğini ama sarsıntının “yavaş” yahut “sessiz deprem” olduğu için 50 güne yayıldığını ve bu sebeple hissedilmediğini yazdı. Gazete, “Deprem enerjisini şayet bir seferde açığa çıkarsaydı, o zaman 5,8 büyüklüğünde bir sarsıntı hissedilecekti” dedi.

Guardian’ın yazdıklarının bizde de haber olmasının ardından deprem uzmanlarımız “yavaş deprem” konusunda açıklamalar yaptılar. Hemen hepsi ortada bir tercüme hatasının bulunduğunu, bu kavramın aslında “deprem” değil, “fayların yavaş şekilde sürtünmesi” olduğunu söylüyorlardı ama bir-iki hoca da meseleyi kökünden hallediyor ve “Böyle birşey yoktur!” diyordu!

Gazete, yavaş deprem” haberini Patricia Martinez-Garzon’un başkanlığındaki ekip tarafından hazırlanıp “Earth and Planetary Science Letters” isimli çokuluslu ve gayet saygın bir akademik yayında çıkan bilimsel makaleye dayandırıyordu...

Merak ettim, sözü edilen yayının, yani “Earth and Planetary Science Letters”ın  internetteki sitesine girdim ve çalışmanın  aslını buldum. Makaleyi dokuz kişi beraberce yazmıştı: Patricia Martínez-Garzon, Marco Bohnhoff, David Mencin, Grzegorz Kwiatek, Georg Dresen, Kathleen Hodgkinson ve üç de Türk; Murat Nurlu, Filiz Tuba Kadirioğlu ve Recai Feyiz Kartal…

Ama makalede sözü edilen hadise “gerilmenin azalması” yahut “deprem” yahut her ne ise, akademik yayın biraz tuzlu idi: 24 saatliğine okumak isterseniz dokuz buçuk, satın alacaksanız 55 dolar 20 sent ödemeniz gerekiyordu; derken insafa gelip 39 dolar 95 sente de gönderebileceklerini söylediler.

Uzmanlık gerektiren bir bahis olduğu ve okumaya kalksam bile tamamına yakın kısmını zaten anlayamayacağımı için almaya kalkmadım ama sevabına verdikleri yani bedava sundukları özeti okudum.

Bu özetin görüntüsünü burada yayınlıyorum…

GUARDIAN UYDURDU, HEPİMİZ İNANDIK!

“Deprem” sözü, gördüğünüz gibi başlıkta geçmiyor; “slow strain release”, yani “gerilmenin yavaş şekilde serbest kalması” ifadesi kullanılıyor, metinde “sismik hareket”ten bahsediliyor ve 25 Haziran 2016’da birşeylerin olduğu da söyleniyor…

Dün TV’lerde tartışılan “yavaş deprem” ibâresi ise Guardian’a ait. Gazetedeki yazının bu kadar alâka çekmesinin sebebi de zaten bu ibâre; yani başlıkta gazetecilik açısından mümkün ama akademik bakımdan yanlış bir kavramın kullanılması…

Basınımızda haberin düzgün şekilde verilmesi sorumluluğuna ve takip fikrine sahip olanlar şayet kaldı ise makalenin yazarlarından olan üç Türk ile, yani Murat Nurlu, Filiz Tuba Kadirioğlu ve Recai Feyiz Kartal’la konuşur ve meselenin aslını herkesin anlayacağı şekilde naklederler…

Depremin “yavaş”, “ağır” ve “sessiz” olup olmadığı meselesi şimdilik bir tarafa bırakayım… TV’ye çıkan hemen deprem uzmanının senelerden buyana “Geldi, geliyor, az kaldı, mahvolacağız, hepimizi perişan edecek, aha sallandık, sallanıyoruz” diye cümle âlemi velveleye saldıkları muhtemel İstanbul depreminin benim ziyadesi ile merak ettiğim ama cevabını kimselerden bir türlü alamadığım bazı tuhaflıkları var…

İstanbul’un ve Marmara’nın her 250 senede bir büyük felâketler yaşadığı, asırlardır devam eden bu derdin gelmeyi hiç ihmal etmediği, tahmin edilen zamandan birkaç sene önce veya sonra mutlaka zangır zangır sallandığımız mâlûm…

Beklenen büyük depremin elinin kulağında olduğunu ama yaşadığımız dertleri hemencecik unutma illetimiz yüzünden 1999 felâketini artık hayal-meyal hatırladığımızı ve gaflete kurban gitmemek için geçmişi hafızamızdan silmeden tedbir almamız gerektiğini herkes gibi ben de defalarca yazdım…

İyi güzel de, İstanbul her 250 senede bir böyle büyük bir felâket yaşadığı ve söylenenlere göre birçok zelzelede taş üstünde taş kalmadığı halde asırlar önce inşa edilmiş yapılar, meselâ 1500 yaşındaki Ayasofya, nerede ise o kadar eski olan Galata Kulesi, tâââ Kanunî zamanında yani beş asır önce yapılan Süleymaniye, dört asırlık Sultanahmet Camii ve daha birçok yapı nasıl oluyor da hâlâ vârolabiliyor? Fatih Camii defalarca yıkılıp yeniden inşa edilmiş ama ondan çok daha eski olan dünya kadar Bizans ve Osmanlı binası sarsıntılarda yer yer zarar görmelerine rağmen bugün bütün haşmetleri ile ayakta duruyorlar! Zeminleri mi sağlam, mimarları mı işlerinin ehli, o devirlerin inşaatçıları malzemeden çalmayı mı bilmiyorlar, yoksa İstanbul depremi öyle dendiği gibi değil de başka türlü birşey mi?

Bu soruların cevaplarını alabilmem acaba beklenen büyük faciadan önce nasip olabilecek mi?

Diğer Yazıları