18 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
YATSI'YA
KALAN SÜRE 1 SAAT 17 DAKİKA
Lale Elmacıoğlu

Lale Elmacıoğlu twitter.com/laleelmacioglu

Filistin halkı için…

İstanbul'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Kudüs Toplantısı’na ilgi düşüktü. Bu duruma, toplantının, adı üstünde 'olağanüstü' bir durum sonrasında kararlaştırılıp ‘acilen’ gerçekleştirilmesi ve sadece iki gün sonrasına tarih konulup toplanılması elbette ki etkiliydi. Liderler bazında ele alırsak, en önemli eksik, kulak ameliyatı geçirdiği için uçağa binemeyen Filistin lideri Mahmud Abbas'tı. Onun yerine Filistin Başbakanı Rami Hamdallah geldi. Beklenildiği üzere, Suudi Arabistan ve Mısır, dışişleri bakanı düzeyinde temsil edildi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) da toplantıya devlet bakanını gönderdi. Zaten pek çok ülke toplantıya liderini göndermedi.

Yabancı basının da ilgisi düşüktü. ABD yönetiminin Kudüs'ü, İsrail'in başkenti olarak tanımasının ardından (13 Aralık 2017'de) düzenlenen İİT Olağanüstü Kudüs Zirvesi'nde daha fazla yabancı gazeteci vardı. Bu durumda sadece organizasyonun daha hazırlıklı olarak gerçekleştirilmesi değil, heyecan ve beklentinin daha yüksek olması da etkiliydi.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çabaları, takdir edilesiydi. Toplantıdan çıkan uluslararası barış gücü gönderme yolu da dahil, Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması ve Gazze Şeridi'ndeki son zulümlere ilişkin uluslararası bir soruşturma komitesi kurulması için gerekli adımların atılması talebi önemliydi. Dilerim, bu talepler gerçeğe dönüştürülür.

Erdoğan'ın da dediği gibi, devlet eliyle terör gerçekleştiren İsrail, bu hukuksuzluğunun bedelini, uluslararası yargı karşılığında ödemeli. Siyasi ve ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalmalı. İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin, ABD ve İsrail'e yaptırım istemesi dikkate alınmalı. Elbette sadece İsrail değil, ABD de elindeki kanın hesabını vermeli.

Unutmayın, “Zulmü her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur”. Çok doğru bir sözdür. İsrail’in zulmüne ve ABD’nin alçaklığına somut hamlede bulunmazsak, mazlum Filistin halkı, daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalır. Şimdi gerekli tepkiyi veremezsek daha kötüleri gelir. ABD’nin Aralık'taki kararının ardından 14 Mayıs'ta yaşanan katliam, adeta bunun kanıtıydı ve ne yazık ki İkinci Nakba Günü’ne şahit olduk.

Bir kez daha net bir şekilde göze çarpıyor ki, İslam aleminde Erdoğan'dan bir tane daha yok ve bu durum, Müslümanların somut adımlar atmasının önündeki en büyük engel. İslam dünyası, dökülen onca kana, hukusuzluğa, insan haklarına aykırılığa rağmen tek vücut halinde davranamıyor. Artık İsrail’e sadece tepki vermek, kınama mesajları yayınlamak yetmez. Müslüman alemi, toplu hareket edip İİT’de aldığı kararları gerçekleştirmezse, kan dökme konusunda yarışan İsrail ile ABD, bu dünyanın en büyük belası olarak kalmaya devam eder ve olan Filistin halkına olur. Ne 8 aylık Leyla bebek (Leyla el Gandur) ne de tekerlekli sandalyesiyle direnen kahraman (Fadi Ebu Salah), son şehitler olur…

Nakba'dan bugüne İsrail terörü

Bundan tam 70 yıl önceydi. Takvimler 14 Mayıs 1948’i gösteriyordu. Malları, toprakları, vatanları, hakları ve hatta canları gasp edildi. Binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sürüldüler. O günü takip eden 15 Mayıs 1958 tarihi, “Nakba Günü”, (Türkçe karşılığıyla “Felaket Günü”) olarak sembolleşti.

Nakba'dan bugüne ise hiçbir şey değişmedi. İşgal ve terör çetesi İsrail, zulmünü, şiddetini, katliamlarını durdurmadı. Dünyanın en çok zulme uğrayan toplumu oldular. İsrail Başbakanı Netanyahu da bir taraftan Filistin topraklarını tam gaz Yahudileştirmeyi sürdürdü. Mazlum Filistin halkı, basında hep abluka, zulüm, ve katliam haberleriyle yer aldı.

Kısacası, İsrail bu dünyanın yüz karası. Bir günde 60'dan fazla kişiyi şehit edenin bir ‘devlet’ olması, onu [İsrail’i], terör örgütünden daha masum yapmıyor! Estirdiği terör açısından bir örgütten farkı yok! Farkı, terörü ‘devlet‘ eliyle uygulaması, Birleşmiş Milletler’e (BM) üye ve uluslararası toplumun bir parçası olması. 

Zaman zaman eleştirdiğimiz Batı basınında ise, gerçek gazetecilerin yüzünü göstermesini es geçmeyelim. Vicdanlı isimler, katliama karşı çıktı. Pek çok yabancı medya organı, İsrail’e tepki haberleri ve kınamalara yer verdi.

Kandaki Trump izi

Geçtiğimiz Pazartesi öğle saatlerinde, katliam başladı. Açılan sadece elçilik değildi. Binlerce Filistinlinin üzerine de ateş açıldı ve tarih, 14 Mayıs Pazartesi'yi  kanlı gün olarak hafızasına aldı. Bu kanda hiç şüphesiz, katliamın işbirlikçisi ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük payı vardı. ABD büyükelçiliğini, Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması sonrasında olayların çıkacağını tahmin etmiyor muydu? Pek tabii ki biliyordu! Ama Trump, “seçim vaadini tutmadı” dedirtmektense kan dökmeyi yeğledi!

ABD, geçmişte yaptığını yapıyor. Önce insanları çatıştırıyor sonra da silah satarak onları öldürüyor. Silkinin Müslümanlar! Trump, iç politikadaki sıkışmışlığını, dış politikada Ortadoğu’da Müslüman kanı dökerek ikinci plana atıyor. Ne yazık ki, bu durumda başarılı da oluyor. 

Diğer Yazıları