26 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İMSAK'A
KALAN SÜRE 4 SAAT 46 DAKİKA
Gündem

Arınç'tan “Haşim Kılıç“ Açıklaması

Başbakan Yardımcısı Arınç, AYM Başkanı Kılıç'ın sözlerine ilişkin, "Bence AYM Başkanı sıfatıyla değil egosu incinmiş bir kişi olarak konuşmasını yapmıştır" dedi.

Arınç'tan “Haşim Kılıç“ Açıklaması
0 YORUM YAP
 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye Yazarlar Birliğince (TYB) düzenlenen "Yılın Yazar Fikir Adamı ve Sanatçıları" ödül törenine katıldı. 

Törenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Arınç, Kılıç'ın konuşmasına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, en azından son 10 yıldan bu yana Anayasa Mahkemisinin kuruluş yıl dönümü toplantılarına ve etkinliklerine her zaman davet edildiğini ancak dünkü toplantıya davet edilmediğini söyledi. 

Töreni oturduğu yerden izleme imkanı bulduğunu belirten Arınç, ama orada Başkan Recep Tayyip Erdoğan ile bazı bakanların da bulunduğunu gördüğü için hem kendi özel kaleminden hem de Anayasa Mahkemesinden, kendilerine bir davetiye gelip gelmediğini soruşturduğunu anlattı.

"Şahsıma, Bakanlığıma, Başbakan Yardımcılığıma bu törenle ilgili bir davetiye gönderilmemiştir. Sebebi nedir kendileri çok daha iyi bilir" diyen Arınç, buna üzüldüğünü ifade etti. 

Arınç, son zamanlarda Anayasa Mahkemesinin Twitter ile ilgili kararını eleştirdiğini hatırlatarak, "Bu eleştiriden dolayı olabilir mi, onu Mahkeme'ye, Mahkeme Başkanı'na sormak gerekir" dedi.

"Orası bir yüksek yargı kurumudur"

Dün bir açılış konuşması yapıldığını ve yargıyla ilgili konuların görüşülmesinin tabii olduğunu belirten Başbakan Yardımcısı Arınç, şunları söyledi:

"Orada Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız, Adalet Bakanımız, sivil ve askeri yargının başında olan çok değerli konuklar da vardı. Ben Sayın Başkan'ın, bir Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatıyla doğrudan siyaseti hedef alan hatta onun da ötesinde Sayın Başbakanımızı daha çok, Hükümetimizi hedef alan bir konuşma yapacağını beklemiyordum ve ummuyordum. Bu konuşmanın yüzde 70-75'i Sayın Başbakanımıza ithaf edilebilirse geri kalan küçük bir kısmı Sayın Cumhurbaşkanımızadır, geri kalan kısmı da bizleredir. 

Hükümeti, Sayın Cumhurbaşkanımızı ayrık tutarsak, Başbakanımızı, bakanları hedef alan bir konuşma yapmasını ve ağır eleştirilerde bulunmasını, hatta saygısızlık içerecek cümleler kullanmasını doğrusu bildiğim ve  tanıdığım Sayın Haşim Kılıç'a yakıştıramadım. Orası bir yüksek yargı kurumudur ve her şeyin üstünde tartışılmaması, siyasetle karşı karşıya gelmemesi, birbirlerini hedef almaması, siyasetçilerin veya sivil kişilerin yapacağı eleştiriler olursa bunları da mahkeme olarak yargı kapsamı içinde değerlendirmesi gerekirdi ama kullanılan bazı cümleler var ki o cümleler doğrudan Sayın Başbakanımızı, Hükümetimizi hedef alan cümlelerdir. Biz bunlara müstahak değiliz. Sayın Başkan'ın bunu konuşmasına da elbette izin ve imkan verilmemeliydi."

"Her üyenin görüşü alınarak yapıldığına inanmıyorum"

Arınç, 17 üyenin her birinin görüşünün alınarak böyle bir konuşmanın yapıldığına inanmadığını vurguladı.

Orada, böyle bir metne kesinlikle karşı çıkacak gerçek hukukçuların bulunduğuna inancını dile getiren Arınç, Kılıç'ın da bugüne kadar tanıdıkları, bildikleri ve takdir ettikleri kadarıyla her zaman demokratikleşmenin, özgürlüklerin yanında olduğunu, verdiği kararlarla geçmişte daha çok muhalefet şerhleriyle tanındığına dikkat çekti. 

AYM Başkanı Kılıç'ın, siyasi parti kapatma davalarında da onun öncesi ve sonrasında da pek çok önemli kararlarda hep özgürlüklerden yana olduğunu ifade eden Başbakan Yardımcısı Arınç, "Biz onu bu kimliğiyle tanıyor, sevgi duyuyor, takdir ediyorduk ama dün yaptığı konuşma bütün bunların üzerini örten ve kendisine bir siyasi kimlik kazandıran bir konuşma olmuştur. Keşke olmasaydı, keşke yapılmasaydı" diye konuştu. 

"Hukukçular siyasetle didişmeden, siyasetçileri hedef almadan konuşmalı"  

Geçmişte siyaset yapan AYM başkanları bulunduğunu belirten Arınç, bu isimlerden birisinin Yekta Güngör Özden olduğunu, Özden'in, CHP'nin kurumsal avukatlığını yaparken üye seçildiğini, daha sonra da başkan olduğunu anımsattı. 

Arınç, Muhittin Taylan'ın da CHP'nin adayı olarak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldığını, Ahmet Necdet Sezer'in de başka partilerin de desteğiyle seçilerek cumhurbaşkanlığına geldiğini, bu makamda da demokratikleşme ve özgürlüklerden yana değil irtica-laiklik ekseninde, koyu Kemalist ve hiçbir zaman tasvip edilmeyecek hukuksal fikirleri olmayan bir siyasi obje haline dönüşüverdiğini kaydetti.

"Biz bunlardan farklı bir Haşim Kılıç tasavvur ediyorduk" diyen Arınç, şöyle devam etti:

"Bence dünkü konuşmasıyla sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı, yargının ayrı bir erk olarak bulunması gerektiği konumu ve buna yöneltilen itirazları karşılamış değildir. Bence o bir yargıç sıfatıyla değil, Anayasa Mahkemesi Başkanı sıfatıyla değil egosu incinmiş ve siyaset tarafından örselendiği için buna tepki göstermek isteyen bir kişi olarak konuşmasını yapmıştır. Ben bu gidişattan dönmesini tavsiye ederim. Elbette siyasetçilerin de olgun bir üslup içinde hiç kimseyi ötelemeden, yok saymadan bir dili tutturmaları gerekir. Belki bu konuda kendisinin incinebildiğini düşünüyorum ama yargıçlar, hukuk adamları, hukukçular siyasetle didişmeden, siyasetçileri hedef almadan konuşmaları yapmak zorundadır.

Biz geçmişte Sayın Başbakanımızla bir arada olur, bir tarafımızda da Sayın Ahmet Necdet Sezer bulunurdu. Her konuşmayı yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı, irtica paranoyası üzerinden veya başörtüsü, kılık kıyafet serbestisine taraftar olmamızdan dolayı konuşmalarıyla bizleri döverdi. Biz de Sayın Başbakanımıza birbirimize bakar 'Ya sabır' derdik. O sabrın sonunda, bu dövücü konuşmaları yapanların hepsi gitti ve artık Anayasa Mahkemesi özgürlükçü içtihatlarıyla 17 tane birbirinden kıymetli üyesiyle yeni bir şekle büründü. Dün Sayın Başbakanımızın, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Hükümetimizin Haşim Kılıç eliyle dövülmesine tahammül edemeyiz. Örselenmesine tahammül edemeyiz. Bu yanlışlığı yaptığı için kendilerini ben de kınıyorum. Umarım bundan sonra tekrarı olmaz."

"Hükümetimizle kavga eden bir tavır içerisine girmiştir"

"Sayın Kılıç, kararların siyasi olmadığını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda verildiğini söyledi" denilmesi üzerine Arınç, "Şüphesiz kendisini savunacaktır, arkadaşlarımız da bu konuyu eleştireceklerdir" değerlendirmesinde bulundu. 

Arınç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını savunmuş bir hükümet olduklarını, 12 Eylül 2010 referandumuyla Anayasa'nın bugünkü konumuna geldiğini anlattı.

Bunu yapanın da tek başına AK Parti olduğuna işaret eden Arınç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve uluslararası kanunların iç hukukumuzdaki üstünlüğünü sağlayanın da AK Parti Hükümeti olduğunun altını çizdi. 

Bülent Arınç, "Siyasetçiler için veya uzun tutuklamalar karşısında insanların tahliyesini gerektiren kararları için ne kadar alkışladıysak Anayasa Mahkemesini ama dün yaptığı konuşmayla bunların hepsini bir tarafa atmış, siyasetin bir objesi haline gelmiş ve Hükümetimizle kavga eden bir tavır içerisine girmiştir. Ben yanlış olanın bu olduğunu düşünüyorum. Yine de Sayın Haşim Kılıç'ın bugüne kadar Anayasa Mahkemesinde yaptığı olumlu çalışmalar sebebiyle kendisine çok aşırı eleştirilerin veya kendisine yakışmayacak sözlerin konuşulmasını da doğru bulmadığımı ifade ediyorum" dedi.

"Güzel senaryolara ihtiyacımız var"

Arınç, törende yaptığı konuşmada da 30 ayrı dalda ödül verileceğini anımsatarak Yazarlar Birliğinin verdiği ödülün sıradan olmadığını söyledi. .

"Yazarlar Birliğinin vereceği bir ödül olsa iki elim kanda olsa sizinle birlikte olmayı tercih ederim" diyen Arınç, 1995 yılında Parlamento'ya girdiğini, bir yıl sonra, bir kurum tarafından kendisine "yılın siyasetçisi ödülünün verileceğinin" söylendiğini anlattı.

Parlamentoya yeni giren birisi olarak çok sevindiğini ancak ödül törenine gittiğinde 21 milletvekiline daha bu ödülün vaadedildiğini gördüğünü dile getiren Arınç, 3-4 gün sonra ödülü veren dergiye 3 yıllığına abone olmasının istendiğini söyledi.

Arınç, "Bu tür toplantıları 3-5 kuruş kazanmak için yapanlar var. Yazarlar Birliği bunların hiçbirine benzemez" dedi.

Ödül alacakların haberi olmadan eserlerinin, çalışmalarının incelendiğini ve böyle ödüle layık görüldüklerini anlatan Arınç, bu tür bir tören için ödül alacakların ailelerinin, yakınlarının da misafir edilmeleri gerektiğini belirtti.

Büyük salonlar için büyük bütçeler gerekmediğini, kendisine bağlı kurumlardaki salonlarda veya belediyelerin destekleriyle bu tür törenlerin gerçekleştirilebileceğini ifade eden Arınç, bu şekilde büyük törenlerle, Yazarlar Birliği, ödüle layık görülen eserlerin de fazlasıyla tanınacağını, bunun ayrıca özendirici ve destekleyici olacağını kaydetti.

"Reyting kaygısı olmamalı"

Ödül alacak çok güzel eserler, çalışmalar olduğunu belirten Arınç, kendi kurumlarında bunlardan nasıl istifade edilebileceğini düşündüğünü söyledi.

TRT'nin 15 kanalı olduğunu anımsatan Arınç, "Ben 5 yıldan bu yana TRT'nin özellikle düşünce hayatımız, yazı, şiir hayatımıza özgün eserler bırakmasını istedim. Bunlarda reyting kaygısı olmamalı. Çünkü TRT özel televizyon değil. Özel televizyonlar bile böyle yayınlar yapsa, bunu seven, arzu eden pek çok kitlenin bulunacağına da inanıyorum. Biz kamu yayıncısıyız. Kamu yayıncısı demek reklama, reytinge bakmadan toplumun değerlerine uygun yayınlar yapılması demek" diye konuştu.

Güzel bir hikaye, roman olursa bunun alıcısının da olacağını belirten Arınç, televizyonculuk adına, ister dizi, ister kısa film yapılsın mutlaka güzel bir senaryosunun olması gerektiğini vurguladı.

"Bizim senaryocumuz yok" diyen Arınç, "Bizim gönül dünyamıza ait bizim bu güzel değerlerimiz içerisine yetişmiş iyi senaryocular çıkarmamız lazım. Ben TRT Genel Müdürü ve arkadaşlarımıza senaryo yarışmaları açmalarını ve senaryo yazmak eğer bir bilimse veya öğretiyse bununla ilgili bir eğitim çalışması yapmalarını de kendilerinden istedim. Çünkü Televizyonun ayakta kalması senaryoya bağlı. Güzel kurgulanmış bir senaryo sizi televizyona bağlar, başınızı çeviremezsiniz. Bunun bazı güzel örnekleri var. Haddim olmayarak bazı yerlerde de tavsiye ediyorum. İyi bir senaryo yarışmasını açıp da buradan çıkacaklara bir ödül verebilirseniz biz bunları kullanırız. Bizim senaryoya ihtiyacımız var. Paramız var, dizi yaparız, film yaparız, başka şeyler yaparız ama senaryomuz yok. İyi senaryonun, yani ölçülerimiz içerisinde 75 milyon insanın kendi gönül telinden kopabilecek özellikleri taşıyan, şüphesiz bunları dini anlamda söylemiyorum, toplumun dikkat edeceği, kendisini bulabileceği, takdir edebileceği güzel senaryolara ihtiyacımız var. Biz iyi bir hikayeden çok güzel bir eser çıkarabiliyoruz. İyi bir romandan çok güzel özetle bir senaryo yapabiliyoruz. Yapmamız lazım."

Senaryo bu alanların içine girebilecekse senaryo üzerine de bir yarışma yapılması gerektiğini belirten Arınç, ancak önce bu konuda bir eğitim olmasının önemine işaret etti.

TRT'nin belgesel ve turizm kanalı bulunduğunu, özellikle belgeselde çok iyi noktada olduklarını aktaran Arınç, hikaye yarışmalarının da sürmesi gerektiğini söyledi.

"Herhalde İvedik'i kastetmiyorum"

İyi filmlere de ihtiyaç olduğunu ifade eden Arınç, "Son yıllarda mahalle dizileri nasıl reyting sağlıyorsa dönem dizileri nasıl reyting sağlıyorsa Anadolu insanını anlatan, yapmacıklığı olmayan, doğaçlama bazı filmler de rekorlar kırmaya başladı. Herhalde İvedik'i kastetmiyorum. Anadolu insanının kendi lisanıyla, ister Trakya'da, ister Muğla yöresinde olsun, ister Doğu'da veya Karadeniz'de olsun çekilen filmler, diziler veya belgeseller çok daha dikkatle takip edilmeye başlandı. Müthiş bir hazinenin sahibiyiz. Bir tarafta Balkanlar, bir tarafta Kafkaslar, bir tarafta Ortadoğu dünyası, bir taraftan da eski hatıralarımızın yaşandığı bölgeler. Kıbrıslı bir Hala Sultanı'nı anlamak, Necip Fazıl'ın pek çok konferanslarında yer alan öykülerle veya yaşanmış olaylarla süslemek de her zaman mümkün" diye konuştu.