20 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
İKİNDİ'YE
KALAN SÜRE 55 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Annelerin açtığı pencereden: 50 yılın hikayesi

Diyarbakır’da PKK tarafından kaçırılan evlatlarını HDP’den talep eden anneler sadece herkesin bildiği büyük sırrı ifşa etmiyorlar. Aynı zamanda Kürt sorunu ve terörle mücadele konusunda son 50 yılın bütün tecrübesini adeta yeniden yazmaya davet ediyorlar.

Cezaevinde ziyaretine gittiği oğluyla Kürtçe konuşmak yasak olduğu için bir kelime konuşamadan geri dönen veya bir iki Kürtçe kelam etmeye tevessül ettiği için jandarma dipçiği yiyen annenin ömür boyu içinde kalan ukde ve onun bu ukdesini anlattığı diğer çocukların biriken öfkesi…

Köyüne terörist takibi esnasında yapılan baskında güvenlik güçlerinin postallarıyla evlere girerek kadın, yaşlı, çocuk demeden herkese ettiği hakaretlerin, uyguladığı keyfi şiddetin çocuk ve genç dimağlarda beslediği intikam duygusu.

Bir gece ansızın gelen güvenlik güçlerinin “köyünüzde terörist besliyorsunuz” diyerek bir saat bile toparlanma fırsatı vermeden herkesi hemen göçe zorladığı sahnelerin unutulmamasıyla ve sürekli anlatımıyla biriken hınç.

Bütün bu dönemsel tecrübeler, yasaklanmış anadil, ifade edilemeyen kimlik ve kültür, aşağılanmış benliklerin üzerine bindiğinde terörün alevlenmesi ve bu alevlerin sürekli olarak beslenmesi için en uygun ortamı sağlıyordu. Bu ortam teröre yatırım yapmak isteyenler için en temel malzemeyi sağlıyordu.

Ortada uluslararası desteğiyle bu işe hazır bir girişimci örgüt de vardı ve bu ortamı kendi yatırımı için çok iyi değerlendirdi. Devlet aygıtının bu işin farkına varması ve etkili tedbirini almayı akıl etmesi birkaç kuşak sürdü. O zamana kadar yatırımcı örgüt insan kaynağını sürekli üretecek ve yeniden-üretecek mekanizmaları kurdu ve birkaç neslin ideolojisini tayin edecek şekilde çalıştı.

Bu esnada devlet kendisi için muhtemel bir özeleşiri ve yeniden değerlendirme sonrası geri dönüş yollarını da tıkamaya çalışarak örgüte çok daha stratejik bir destek vermiş oldu. Doksanlı yıllarda devlet 28 Şubat sürecine girerken yeni nesillerin İslami eğitimini de yasaklayarak Kürt nesillerini tamamen PKK’nın dinsiz, değersiz, ırkçı ve hedonist insan profiline mahkum etti.

Kuşkusuz bugün devletin Kürtlere bu korkunç yanlışları yaptığı ortamdan çok uzaktayız. Hiçbir Kürt gencini artık devletin yaptığı yanlışların yol açtığı öfke, intikam ve hınç duygularıyla tahrik etmek mümkün değil.

Ancak, üç nesildir yaratılan o hedonist, ırkçı-milliyetçi ortamda gençler belli bir ideolojik kimliklenme sürecine hala maruz kalıyorlar. Devletin bir yanlışı olmasa bile Kürt gençlerinin en azından önemli bir kısmında ciddi bir etnik milliyetçilik duygusu oluşmuştur.

Gerçi şiddete bulaşmadığı sürece etnik veya bölgesel milliyetçilik siyasette meşru bir etkendir. Kimse kimseye kendini siyasette hangi kimlikle ifade etmek istediğine elbette karışamaz. Ancak Türkiye için sorun, bu etnik milliyetçiliğin kendisini terörle ifade etmeyi bile kendine “demokratik bir hak” olarak görmesidir. Oysa şiddet hiçbir demokratik unsur için hiçbir yerde bir hak olarak değerlendirilemez.

Bugün terörün devletin yanlış uygulamalarından kaynaklanan bütün sorunları giderilmiştir diyebiliriz. Buna rağmen terörün sona ermemesinin temel sebebi üzerinde başta Kürt vatandaşlarımızın çok iyi durması gerekiyor. Ne yazık ki, Kürtler son elli yıldır bölge üzerine oynanmak istenen bütün uluslararası kirli oyunlarda bir kart olarak kullanılmak istenmektedir. Aslında bu bilindiği halde devletin yıllarca adeta bu oyunlara çanak tutan yanlışlarının cürüm boyutu daha da kendini hissettiriyor.

Şimdi ise yıllardır Türkiye’yi meşgul eden PKK terörünün bitmeyişinin sadece devletin siyasetiyle ilgisi olmadığını çok net görüyoruz. ABD bütün süper gücüyle, yaptığı devasa silah yardımlarıyla, istihbarat ve lojistik desteğiyle, uluslararası siyasal dayanışmasıyla PKK’nın arkasında. Yıllardır baş edilemeyen örgütün Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinden, sosyolojisinden veya siyasal basiretsizliğinden kaynaklanmış bir sorun olmadığını da artık net olarak görüyoruz. Bugün en büyük basireti sergilese bile bu örgütü desteklemeye devam etmekten geri durmayan en az bir süper dünya devleti var.

Peki ABD PKK’ya bu desteği Kürtlere olan sevgisinden mi yapıyor? Bölgede devletsiz kalmış bir tek gariban Kürtlere destek olsun diye mi yapıyor bunları? Ne yazık ki ABD’nin sağlayacağı üç buçuk menfaatin yanına kar kalacağını ve ABD’nin başka halklara kıyma, zulmetme pahasına da olsa Kürtlere sağlayacağını zannettiği faydaya tav olanlar var.

Böyle düşünen bir Kürt varsa aklından da, inancından da, Kürtlüğünden de şüphe ederim. ABD’nin bölgenin hiçbir halkına göstereceği ne bir merhameti ne bir insancıllığı ne bir yardımı olabilir. Bunca yıldır artık çocuğumuzu tanır gibi tanıma fırsatı bulduğumuz kadarıyla ABD halkları sadece kullanır. Bunu yaparken de başka insanlara kıyar, sonra dönüp kıyarken kullandığı halklara da kıyar.

Yıllardır Türkiye’nin mücadele ettiği PKK değil, onu destekleyen ABD imiş. O yüzden konunun ne Kürt sorunuyla ne de Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle bir ilgisi vardır.

Ne yazık ki, Türkiye’nin 2002 yılından beri başlatmış olduğu ve Kürtlerle ilgili de en radikal demokratik adımları atmış olduğu süreci daha fazla derinleştirmekten men eden de bu durumun oluşturduğu risklerdir. Zira demokratikleşme süreci bile daha sıradan Kürt vatandaşlarından ziyade onu kendi stratejileri açısından istismar eden bu uluslararası boyutları olan riskler yüzünden akamete uğramaktadır.

Kimse Türkiye’yi bu açık tehditler altında daha demokratik olmamak dolayısıyla muaheze etmeye kalkmasın. Hele kendilerini çok akıllı, Türkiye’yi de enayi sanmasınlar.

Diğer Yazıları