19 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
AKŞAM'A
KALAN SÜRE 1 SAAT 35 DAKİKA
Yasin Aktay

Yasin Aktay

ABD’nin kendi kendini kuşatma süreci

Trump yönetimindeki ABD’nin İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından ilan edilen yaptırım programının uygulanmasına dün itibariyle başlandı.

ABD Başkanı Trump bu dönemi Twitter üzerinden yaptığı açıklamayla şöyle duyurdu: “Bunlar şu ana kadar uygulanmış olan en sert yaptırımlar ve Kasım ayında yaptırımlar yeni bir seviyeye yükseltilecek. İran’la iş yapanlar ABD’yle iş yapamayacak. Ben dünya barışı istiyorum, daha azını değil!”

Trump’ın “dünya barışı” istediğine dair sözleri insanlığın aklıyla dalga geçer gibi. Bu sözlere Suriye’de ve Türkiye’de desteklemekte olduğu PKK gibi terörist grupların söyleminden aşinayız. Dilden barış kelimelerini düşürmemek ile elden silahları düşürmemek birbirini nedensel olarak takip eden iki olay gibi. Barış diyerek sivil halka yönelik katliamlar yapmak, demokrasi diyerek milletlerin iradesini yok etmek, milyonlarca insanın hayatına mal olan kaotik süreçleri başlatmak, ABD’nin şimdiye kadar “barış adına” yüklendiği bütün operasyonları takip eden eylemleri oldu.

Ancak, Trump’ın ABD yönetiminin İran’a uygulamayı kafasına koyduğu yaptırımlar bu sefer kendisinin zannettiği gibi beraberinde geniş bir ittifak bulamayacak gibi görünüyor.

Bu yaptırımlara karar verme süreci, yani İran’la nükleer anlaşmadan geri çekilmesi sürecinin kendisine hak veren hiçbir dünya ülkesi yok zaten. 5+1 olarak anılan ülkelerin hiç birisi şimdiye kadar İran’la yürütülen müzakerelerde, İran’ın anlaşmalara uymadığına dair bir durumla karşılaşmış değil.

ABD’nin anlaşmadan çekilme kararı İran’ın anlaşmalara uymaması gibi bir gerekçeye dayanmıyor. Aksine bütün bu süreç Trump’ın seçim kampanyasında yaptığı, İran’la anlaşmayı iptal etme vaadine dayanıyor.

Nasıl olsa Trump’ın kazanacağına kimse ihtimal vermediği için kimse bu sözün ciddiyetini tartışma gereği duymadı. Ama uluslararası anlaşmaların sadece bir hükümetin değişmesiyle değişmesi gibi bir teamül yok. Böyle bir yolun açılması başlı başına dünyanın bütün dengelerini bozmaya yeter akıl dışı bir adım.

Trump’ı İran’la bu anlaşmaları bozma noktasına getiren şey de yine İran’ın tavrıyla ilgili yeni bir durumdan ziyade İsrail’in ve onu ABD’de destekleyen lobilerin yoğun talepleri. Neticede ABD yaptığı herhangi bir işte, dünyanın gözünde hiçbir zaman bugün olduğundan daha haksız görünmemiştir.

Elhak, hep haksız olmuşsa da, haksız görünmemenin bir yolunu hep bulmuş ve her zaman yanında iyi-kötü bir ittifak grubu bulmuştur. Oysa şimdi kendisini haklı gören İsrail’den başka kimse yok.

Nitekim içinde nükleer anlaşmanın tarafı olan ülkeler de dahil olmak üzere AB ülkelerinin neredeyse tamamı İran’la anlaşmayı bozmak için hiçbir nedenin bulunmadığını ve İran’la ticarete devam edebileceklerine dair sinyaller veriyorlar. AB’nin genelinin görüşünü yansıtmak üzere, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Frederica Mogherini, Yeni Zelanda’yı ziyareti esnasında, yaptığı açıklamada, nükleer taahhütlerine sadık İran ile ticaretin artırılmasını teşvik ettiklerini belirtti.

Çin ABD’nin İran’dan petrol ithalatını kesmeyi kapsayan ambargo kararına uymayacağını hemen ilan etti ve İran’dan petrol ithal etmeye devam edeceğini duyurdu bile. Aynı şekilde

Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin İran’a yönelik yaptırım kararını ve uygulamalarını kınayarak yapılmış anlaşmayı bozup sonra bu yaptırımları tekrar uygulamaya koymasından ötürü “derin bir hayal kırıklığı” duyulduğunu ifade eden bir açıklama yaptı. Rusya’nın da anlaşmaya uymayacağı anlaşıldığına göre bu yaptırımların bir ölçüde kadük kalacağını söyleyebiliriz.

Bu arada bu karara ABD’den çekindiği için uymak zorunda kalacak olan ülkelerin de bu işi kerhen yapacağı belli. ABD dünyaya tek yönlü kararlarını empoze ederek adeta bir uluslararası diktatörlüğü dayatmaya çalışıyor. Kendi ülkesinde demokrasisiyle övünen ABD’nin dünya yönetiminde demokrasiden bu kadar uzak, tek yönlü kararlarıyla ve estirdiği korku ve tehdit rüzgarıyla bütün işleri oldubittiye getiren tarzı, esasen demokrasi konusunda başka ülkelere söz hakkını tamamen iptal eden bir yaklaşım.

İran’a yaptırım kararının Çin ve AB ile daha önce başlatmış olduğu ticaret savaşlarının üstüne eklendiğinde ABD’nin aslında bu yolla kendi kendini kuşatıyor olduğunu daha önce ifade etmiştik.

Bugün Türk Lirası veya başka para birimleri karşısında doların artıyor olmasının ABD ekonomisinin lehine olduğunu kimse iddia edemiyor. Çünkü artan dolar kuru ABD’nin ihracatını derinden vuruyor ve bütün bir ülke ekonomisini sadece iç tüketime döndürüyor ki, ülkenin iç tüketimi ABD’nin üretim hacmini uzun süre yüklenemez.

ABD ticaret savaşlarıyla zaten kendi içine kapanmanın sinyallerini verirken, sermayenin ve malların dolaşımına getirdiği kısıtlamalarla bütün dünyada küreselleşmenin tam tersi bir yönde yeni bir akım başlatıyor. Bu akım doğrusu hiç kimse için hayırlı değil, ama en çok kime zarar verir diye bakıldığında görülecek olan ABD’den başkası değil. Çünkü küreselleşmeden en fazla faydalanan ülke Amerika’dır ve bu gidişatın tersi de en çok ona zarar verir.

Evanjelik teo-politiğin dar sınırları içinde mahsur kalan ABD yönetiminin bugün ekonomik ve siyasi olarak da giderek kendi kendini kuşatmasını ibretle izliyoruz. Bunun kendisi için ve dünya için nelere mal olduğunu da endişeye kapılmadan seyretmek ne mümkün?

Diğer Yazıları