17 °
İstanbul
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
ÖĞLE'YE
KALAN SÜRE 3 SAAT 16 DAKİKA
İbrahim Karagül

İbrahim Karagül

ABD hangi meşruiyetle bizimle pazarlık yapıyor?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “Yeni Asya Politikası”na yönelik açıklaması, aynı açıklamada “Türkiye Ekseni” vurgusu ne kadar hakkıyla tartışılır, emin değilim.

Bir çokları bunu klasik “Rus Avrasyacılığı”na kurban etmek isteyecek, bazıları küçümseyecek, Atlantikçi ezberlerin rehin aldığı çevreler ise ihanet gibi gösterecek.

Çavuşoğlu’nun; bu ekseni sadece Türkiye’nin stratejik eğilimi ile sınırlı tutmayıp Doğu ile Batının buluştuğu bir eksen olarak nitelemesi, Türkiye’yi “eksen kayması” ile itham etmek isteyenlere aslında merkezi eksenin burası olduğunu göstermesi, olağanüstü önemliydi.

TEHDİT ABD’DEN GELİYOR.ISRARLA VE KARARLILIKLA YENİ BİR YOL HARİTASI..

Bu açıklama; uzun bir süredir Türkiye’nin ısrarla ve kararlılıkla sürdürdüğü yeni pozisyon alışın, yol haritasının, kendini yeniden kurmanın, bir gelecek tasarımının ipucunu veriyor.

ABD ile güvenlik çatışmaları, coğrafyamıza yönelik müdahalelere karşı Türkiye’nin net tavırları, açık biçimde Atlantikçi çevreler tarafından tehdit ediliyor oluşumuz, ülkemizin geleceğini yeniden denetim altına almaya çalışanlarla buna direnenler arasındaki hesaplaşma, kısaca ekonomi politikalarından güvenlik stratejilerine, toplumsal eğilimlerden ülke ve coğrafya kimliğine ve tarihsel hafızanın yenilenmesine kadar derin bir değişim içindeyiz.

Ülkemizi yeniden keşfettik. Kendimizi yeniden keşfettik. Coğrafyamızı ve kimliğimizi yeniden keşfettik. En önemlisi de bir daha 20. yüzyıldaki gibi vesayet altına girmeyeceğimiz konusunda kesin bir karar aldık.


DÜNYANIN AĞIRLIK MERKEZİ BATI’DAN UZAKLAŞTI. BİZ DE TAM BU SIRADA HAREKETE GEÇTİK

Bunu ne zaman yaptık?

Atlantik ittifakının tek yanlı küresel hakimiyetinin sona geldiği, en az dört yüzyıllık bir güç kaymasının yaşandığı, yeni güçlerin ve aktörlerin yükseldiği, Doğu-Batı dengesinin sarsıldığı ve dünya genelinde ABD-AB hakimiyetine karşı yapısal itirazların, meydan okumaların yükseldiği bir dönemde yaptık.

Artık dünya çok kutupluydu, yeni siyasi ve ekonomik havzalar ortaya çıkmıştı, dünyanın ağırlık merkezi Batı’dan uzaklaşıyordu, farklı bölgeler arasında teknoloji ve sermaye açığı kapanıyordu, savunma ve insan kaynağı açısından Doğu çok daha hızla yükseliyordu.

En önemlisi de bir tarih kırılması yaşanıyor, güç haritaları kökten değişiyordu. Türkiye içinse tek yanlı batıya bağımlılık ülkenin küçülmesine kadar varacak tehlikeli bir hal almıştı.

SELÇUKLU-OSMANLI-TÜRKİYE SÜREKLİLİĞİ VE YENİ YÜKSELME

Çünkü bugün itibariyle ülkemize yönelik güvenlik tehditlerinin tamamı Batı’dan, onların bizim coğrafyamızdaki tasarruflarından kaynaklanıyordu. Daha ötesi, 15 Temmuz’da ve Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi açıkça tehdit ediyor, saldırıyorlardı.

Türkiye için bu yeniden konumlanmanın başka anlamları da vardı. Osmanlı çözülmesinden sonra, yüz yıl sonra ilk kez kendimiz oluyorduk. Yeni bir büyüme, yükselme dönemi başlatıyorduk.

Devleti ve kurumları buna hazırlıyor, toplumun bu yönde desteğini alıyor, ülkenin ve milletin hedeflerini yeniliyor, Selçuklu-Osmanlı-Türkiye devletler sürekliliğini yeni bir aşamaya taşıyorduk.

YÜZYILLARIN İDDİALARI ÖNÜMÜZDEYDİ. O AN HEP BİRLİKTE SALDIRIYA GEÇTİLER.

Bu, bizim için yeni bir tarih yükselişiydi. Yüzyılların iddiaları önümüzdeydi.

İşte Türkiye, bu “büyük yenilenmeyi” küresel iktidar alanının dağıldığı, güç haritasının değiştiği, bu gelişmelerin kendisine sağladığı manevra alanında yapıyordu. Doğru bir zamanlama, doğru bir karar, doğru bir konumlanmaydı bu.

İşte tam bu sırada, “müttefik” dediklerimizin ağır saldırılarına, ambargolarına maruz kalmamız, hep birlikte “içeriden cepheler” kurmaları bu yüzdendi. “Türkiye’nin ekseni kaydı” suçlamalarının arkasında “Türkiye elimizden çıktı, onu durdurmalıyız” telaşı vardı. Darbe girişimlerinin, ekonomik saldırıların, Suriye’nin kuzeyinden ve Akdeniz’den kuşatmanın nedeni buydu.

“TÜRKİYE EKSENİ”: DÜNYANIN HARARETLİ TARTIŞMA KONUSU..

Tam bu dönemde “Türkiye Ekseni”, “Türkiye jeopolitiği” dünya genelinde en ciddi tartışma konularından biri oluyordu.

Siyasal aklı, bölgesinin dışına taşan ekonomik ilgisi, tarihi siyasi genetiğini yeniden keşfetmesi, “çokuluslu içeriden operasyonlar”ı bir bir boşa çıkarması, “çevreden kuşatma” planlarına Afrin’le başlayan ve devam edecek olan müdahaleleri, coğrafyanın derinliğinde inşa edilen “Türkiye’yi durdurma”ya ayarlı yeni “cephe” hesaplarına burun kıvıracak noktaya gelmesi, önümüzdeki yıllarda dünyaya bir ülkenin nasıl yıldızlaştığını gösterecekti, biliyorlardı.

Türkiye’nin nasıl model olacağının farkındaydılar. Bu yüzden de “durdurma” adına hem güvenlik politikaları devreye sokuldu hem de küresel çapta, medya ve siyasi dil üzerinden çok yoğun değersizleştirme operasyonları devreye alındı.

YÜZ YIL ÖNCE “HASTA ADAM”. TARİH BİZİ YENİDEN ÇAĞIRDI. ŞİMDİ; “TÜRKİYE’Yİ DURDURUN”

Yüz yıl önce “Hasta Adam”, “Şark sorunu” olarak bir çöküşün hikayesi yazılıyordu. Yüz yıl sonra Türkiye’nin yükselişinin hikayesi yazılıyordu.

Batı’nın duraklamasından faydalanarak, Doğu’nun yükselişini arkamıza alarak bir “Türkiye Ekseni” kurmak zorundaydık. Bu, 21. yüzyılın sesiydi, bütün coğrafyaya yayılacak bir siyasi dildi.

Tarih bizi yeniden çağırmıştı, omuzlarımıza yine o yükü yüklemişti. Tam da bu dönemde dostun, düşmanın kim olduğu netleşmekteydi. Her büyük tarih kırılmalarında netleştiği gibi.

21. YÜZYILIN SESİ..

Bu ses, büyük bir medeniyet mücadelesiydi. Bir onur ve özgürlük mücadelesiydi. Sesi o kadar güçlü ki, Afrika’nın derinliklerinden Ortadoğu’nun sokaklarına, Pakistan’dan Malay dünyasına kadar yankılanmaktaydı.

İşte biz bunun 21. Yüzyılın sesi olduğuna, küresel hesapları altüst edeceğine, o çokuluslu projeleri boşa çıkaracağına, bu coğrafyadan destansı bir yükseliş dönemi başlatacağına inanıyoruz.

ASYA’YI GÖRMEYEN “SİYASİ KÖR”DÜR. TÜRKİYE EKSENİ ORTAK SİYASİ KİMLİK..

Asya’ya yönelme, Asya’da yükselen güçlerle ortaklıklar kurma bir Avrasyacılık değildir. Bir Üçüncü Dünyacılık değildir. Onlar Soğuk Savaş terimleridir. Dünya büyük bir sarsılma yaşadı. Kavramlar kadar zihinler kadar gerçekler de değişti, güç de değişti. Bu gerçeği görmeyen devlet kördür. 21. Yüzyıl ve sonrası için asla bir gelecek inşa edemez.

“Türkiye Ekseni” bizim sahip çıkmamız gereken tek ve en üst siyasi kimliktir. Altını doldurmalı, bu yönde entelektüel alanda içerikler üretilmeli, tartışmalar yapılmalı bir toplumsal bilinç uyandırılmalı, kenetlenmelidir.

FIRAT’IN DOĞUSUNA MÜDAHALE. YENİ ÇEKİÇ GÜÇ İSTİYOR ONLAR..

En yakın, güncel bir örnek vereyim. Cumhurbaşkanı Erdoğan iki gündür Fırat’ın Doğu’suna müdahale yönünde açıklamalar yapıyor. ABD heyetinin Ankara’da bunu engellemeye, sulandırmaya dönük temasları sürerken. Fırat Kalkanı ve Afrin müdahalesi o çokuluslu iradeye bir meydan okumaydı. “Türkiye Ekseni”nin cevabıydı.

Fırat’ın Doğusuna yönelik müdahale planı da öyle. Onlar bizi çevrelerken bizim bu kuşatmayı cesaretle yarmamız “Türkiye Ekseni” duruşudur işte. Çünkü onlar, Suriye’nin kuzeyinde “Çekiç Güç” benzeri bir yapı kurmak, Türkiye’yi “ortaklıkla” durdurmak istiyorlar. Bizse, bunu kesinlikle reddediyoruz. Çünkü Suriye’de “Çekiç Güç” intihardır, bir sonraki cephe Türkiye içinde olacaktır.

ABD HANGİ MEŞRUİYETLE MASAMIZA OTURABİLİYOR?

Şu soru neden hiç sorulmaz? ABD’yi oraya Suriye halkı çağırmadı, rejim çağırmadı, Rusya ve İran gibi komşu ülkeler istemiyor. Peki ABD hangi meşruiyetle Ankara’da pazarlık masasının bir tarafında durabiliyor? Bizim can alıcı bir savaş verdiğimiz terör örgütü sözcülüğü dışında hangi misyonla karşımızda ve biz onu neden muhatap alırız?
Bu da “Türkiye Ekseni” duruşudur işte.

Diğer Yazıları